TAHAHABER haber, haberler, ehli beyt haber

    Parçalı Bulutlu
    Diyarbakır
    20°C
    Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
    Batman
    25°C
    Çok Bulutlu
    Van
    16°C

Rabbani Alimler ve Vasıfları

Arabistanlı alim ve seçkin arif Seyyid Münir Al Khabbaz’ın öğrencisinin rabbani alimlerin hakikatiyle ilgili sorusu..
2012-08-17, 00:45:35
25 Yorum
Rabbani Alimler ve Vasıfları

Rabbani Alimler ve Vasıfları

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH ADIYLA

Arabistanlı alim ve seçkin arif Seyyid Münir Al Khabbaz’ın öğrencisinin rabbani alimlerin hakikatiyle ilgili sorusu..

Elhamdu lillahi Rabbi’l-Alemin, Ves-salati vesselamu ala Resulillahi Hatemen-nebiyyin. Ve ala alihit-tayyibine’t-tahirin . Ve lanetullahi ala e’daihim ecmain, minel-ane ila kiyami yevmi’d-din.

Hamd alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salat ve selam iki cihan serveri, pegamberler peygamberi, dininin tebliğcisi, sırrının koruyucusu Mevlamiz Ebu’l-Kasim Muhammed (saa) ve O’nun her çeşit hata ve günahtan temiz kılınan ehl-i beytinin üzerine olsun.

Allah’in selam ve rahmeti, Resulullah’in (saa) pak şefaati ve Ehl-i beyt’in himmet ve nazarı siz değerli aziz üstadımın üzerine olsun. Mubarek Ramazan ayının bu kutlu ve mukaddes gecelerinde bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Değerli üstad mübarek Ramazan ayının 21. gecesinde değerli alim ve seçkin arif Seyyid Münir Al Khabbaz cenablarının derslerinde idik. Bu aziz seyyid ve değerli alim bize dedi ki: “Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiaları! Allah’a karşı takvalı olun. Rabbani alimler ile sözde alimlerin arasındaki fark takvadır. Mü’min ile fasık arasındaki fark da takvadır ve takva Allah’ın ölçüsüdür ve ölçü kuran ve sünnettir.

Şimdi değerli üstadım bize rabbani alimlerin hakikatini şerh edin lütfen ve bizi bu mübarek aydaki mukaddes gecede ihya edin. (Sizin muhibbiniz Seyid Muhammed Riza al Huseyni)

BİSMİALLAH
Allah’ın selam ve lütfu, İhsan ve bereketi ve geniş rahmeti üzerinize olsun. Rab olan Allah sizleri aziz kılsın ve makamınızı yüceltsin. Sizleri ve ailenizi geniş rahmeti ile kuşatsın ve seçkin koruması altına alsın. Şüphesiz O kimi koruması altına alırsa zai olmasına izin vermez ve kimde temiz bir niyet görürse onu koruması altına alır. Allah sizleri ve ailenizi Muhammed Ve Al-i Muhammedin seçkin şialarından karar kılsın ve kaim olan muntazarın, yardımcılarından eylesin. (ilahi amin bi hakki Muhammedin Ve Al-i Muhammed)

Ey aziz can! Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! mutlak Rahman ve Rahim olan Alim ve Hakim ve Kadir olan Allah’ın mukaddes kelamına kulak ver ve kalbini ona aç ve dinle Allah’ın kelamını ve gör bak nasılda aşikâr ediyor rabbani olmayan ve dini amaç edinen sahte alimlerin hakikatini!...

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez. (Mübarek Cum’a Suresi 5.ayet)

Ey aziz can! değerli kişi! Allah sana ilahi basireti ve yakinliği ihsan etsin, öyle ki her basiret sahibi anlamıştır Allah’ın bu seçkin beyanını. Öyle ki kitap ve hikmet ilminden yoksun olanlar zahirde satır ilminden birkaç kitabı okuyanlar ve millete biz alimleriz , biz kıbleyiz biz varolan yol, müracaat edilecek menzilleriz iddasında olanlar aslında bu ayet-i kerimenin muhataplarıdırlar.

Ve Allah beyan etti ki aslında onların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Rabbani olan alimler kitap ve hikmet ilmine sahiptirler ve onlar onunla amel ederler ve Allah’a ve kullarına karşı alçakgönüllüdürler. Hâlbuki rabbani olamayan ve dini ilmi bir gelir kaynağı olarak münafıklıklarına karşı birer maske edinenler kadar alçak olan var mıdır ve onlar Allah’ı ve Resulünü ve İmamları ve halkı kandırdıklarını sanırlar ve nefisleri ile başbaşa kaldıklarında şeytana biat tazelerler. 

Bazıları buna itiraz edecek ve “ayette geçen ve kastedilen yahudi ulemasıdır” diyerek işin içinden çıkmaya gayret edecektir. Ben derim ki doğrudur, burada yahudi ulemasından bahsediliyor; ama yüce Allah’ın ilahi beyandaki asıl mesajı şudur: “Ey iman edenler! sakın siz de bu gazaba uğrayanlar gibi olmayın. Dini ve ilmi çıkarlarınız için kullanmayın. Dünyalık için ahiretinizi satmayın, bakın yahudi uleması böyle yaptı siz de aynısını tekrar etmeyinizdir.” Allah’ı tanımayan ve onun rızasını gözetmeyen kişi istediği kadar ilim okusun ve istediği kadar şeriatte fakih olsun, yine de Allah katında onun hali ve durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Çünkü ilim Allah’a ulaşmada bir araçtır. Eğer amaç olursa bu yolda en büyük hicap ve şirktir.

Ey aziz can! Ey Muhammed ve Al-i Muhammed Şiası! Allah’ın kelamında oku bu zalimlerin hallerini ve bu konuda kendi nefsine öğüt verenlerden ol.

Bak Rabbimiz olan Alemlerin Rabbi olan Allah bu hali nasılda aşikâr ediyor;

İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler. 

Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.

Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır.

Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, "Biz ancak ıslah edicileriz" derler.

Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.

Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit "Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!" derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler).

(Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit "(Biz de) iman ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.

Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.

İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir. (Mübarek Bakara Suresi 8-16. Ayetler)

Ben derim ki; Hazret-i İmam Ali (a.s)’dan dinle bu işin aslını, bak ne buyuruyor muttakilerin imamı; (Allah’ın selamı ve selatı üzerine olsun)

Hazret-i Emir’ul Mu’minin Ali ibni Ebutalib (a.s) beyan eder ki:


“Ey Kumeyl, bu kalpler koruyucu kalplerdir; bunların en iyisi daha geniş ve daha koruyucu olanıdır. Öyleyse söylediklerimi iyi koru. İnsanlar üç kısımdır: Ya rabbanî alimdir, ya kurtuluş için öğrenendir, ya da her sesin peşice giden ve her rüzgara kapılan beyinsiz kimselerdir ki, ne ilim nuruyla aydınlanmış, ne de sağlam bir temele dayanmışlardır.”

Demek ki ey aziz can! İşin aslı İmam Ali (a.s)’ın beyan ettiği gibiymiş ve insanlar üç kısımdır. Biri rabbani alimler, ikincisi kurtuluş için öğrenenler, üçüncüsü ve son kısımda her sesin peşice giden ve her rüzgara kapılan beyinsiz kimselerdir ki, ne ilim nuruyla aydınlanmış, ne de sağlam bir temele dayanmışlardır.” İşte bu son kısımdakiler her sesin peşine takıldıklarından ve basiretsiz oluşlarından ilim nurundan mahrum olmuş, şeytan ve hizbine aldanıp gitmişlerdir. Çok görürüz böyle insanları, çünkü insanların çoğu bu kısımdandır. Neredeyse tapındıkları ve alim gördükleri birini hak ölçüsünde eğer eleştirirsen seni tekfir ederler ve sana düşman kesilirler ve sana öyle bir savaş açarlar ki sen hayrete düşersin. Seni halk indinde kötüler ve zalimlikle ve fasıklıkla suçlarlar. Onlar şeytan ve hizbi tarafından kandırılmış ve haktan saptırılmışlardır. Onların hali nede kötüdür, sözleri incitici fikirleri ise zehirlidir. Fikirlerindeki zehri dilleri ile etrafa yayarlar, saf ve temiz insanların duygularını zehirlerler.

O halde ey aziz can! Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! rabbani alimlerin dergahından, ilim irfan sohbetlerinde, kerem ve lütuf eteklerinden sakın el çekme. Çünkü onlar nebilerin varisleri, Allah’ın velileri, imamların vekilleri, mu’minlerin kandilleridirler. Öyle kandiller ki karanlığı aydınlığa çevirirler. Gönüllere sürur ihsan ederler. Onların sözlerinde ilahi kelam, duruşlarında da Resulullah’ın sünneti yaşantılarında ise imamların sireti mevcuttur. Rabbani olmayan sözde her alim zulmettir, karanlıktır ve değil sana faydası kendine bile faydası yoktur ve Allah’ın düşmanı olduğu kadar senin de düşmanındır. Çünkü o ilmiyle kibirlidir. Konuşurken kendi nefsine davet eder. Fakiri hor görür, zengini sever ve onun davetine icabet eder. Dünyalık elde etmek için menfaati gereği helali haram, haramı ise helal kılar. Halbuki rabbani alimler bunlardan münezzehtir. Çünkü onların o mukaddes varlıklarında Allah adına ve Allah için adanmışlık vardır.

RABBANİ ALİMLER ALLAH’IN VELİ KULLARIDIRLAR

Rabbani alimler velayet nurunun feyz ve bereketi ile Allah’a yakınlaşmış, rıza ve kurb makamında velayet sahibi olmuşlardır. Velâyette ilk nokta imandır ve esası tevella ile teberra’dır. Ben derim ki; tevella ve teberra’nın esası mu’minin tüm varlığını Allah adına ve Allah için karar kılıp ona adanmasıdır.

Yüce Allah'a ve O'nun gönderdiklerine iman eden herkes Allah'ın dostluğu için ilk adımı atmış olur. Bu adımda her mümin ortaktır. Yani her mümin velidir. Ancak bu, veliliğin ilk merhalesidir ki derece derece yükselir ve hasların yakınlaştırmış makamına kadar ulaşır. Bu da ihlas üzerine sağlam tevella ve teberra ile olur. Yani Allah adına ve Allah için.

“Mü’minler(in hepsi) Allah’ın dostudur…” (Bakara, 257) fakat ben derim ki: Allah’a manen yakın olma şerefi her mü’mine nasip olmaz. ‘Velayet-i hassa’ denilen ‘özel velilik’ (dostluk) yolu; ancak Resûlullah (s.a.a)’ın ve Ehl-i Beyt (a.s)’ın maneviyatının varisleri olan Rabbani alimlerin rehberliğinde gidilebilen bir yoldur. 


Ariflerin belirttiği gibi, iman dairesine girdikten sonra sonsuz velâyet dereceleri, farklı kulluk makamları, birbirinden güzel manevi haller, bitmez tükenmez ilâhi zevkler ve ilimler mevcuttur. Herkesin Allah katındaki derecesi, değeri ve fazileti değişiktir. Her mümin sahip olduğu ilim, amel, yakîn, teslimiyet, marifet, muhabbet, ibadet, hizmet, edeb ve takva ölçüsünde Allah katında sevilir, O’na yakınlık kazanır, ilâhi huzurda kabul görür.

Maddi rızıklar gibi manevi rızıklar da farklıdır. Allahu Tealâ dilediği kullarına bol ikram ve ihsanlarda bulunur. Bir kuluna vermediğini, diğerine verir. Bazıları itiraz ederek derler ki; Allah mutlak adilse neden bir kuluna vermediğini, diğerine verir. Ben derim ki, biri Allah’a iman etmiş, ona dayanmış, ona karşı şükrünü eda etmiş ve Allah’ın hakkını gözeterek iyiliği emretmiş ve çirkinliği men ederek Allah’ın kulları arasında adaleti ikame etmiştir, diğeri ise nankörlük ederek hakkın nimetini inkar etmiş, nefsine uyup şeytan ve hizbine dahil olmuş, Allah’ı ve müminleri düşman görmüştür. Kaldı ki Allah’ın mümine vermiş olduğu bu dereceler dünyalık değildir.


O halde ey aziz can! a değerli kişi! Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! bu hakikati Allah’ın kitabından oku ve can kulağını iyi aç. Allah beyan ediyor ki:

"Baksana, biz insanların bir kısmını diğerine nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük bakımından daha hayırlıdır." (İsra/20) Ayette geçen insanların bir kısmından kasıt salih amel işleyen ilim, amel, yakîn, teslimiyet, marifet, muhabbet, ibadet, hizmet, edeb ve takva sahipleridirler. Allah bu gayret sahiplerini elbette kendine yakınlaştıracaktır. Ahlaksızları ve kötülük sahiplerini kendinden uzaklaştıracaktır. Allah herkese akıl vermiş ve onu iradesinde serbest bırakmıştır. Burda zulüm söz konusu olamaz.
Bu beyanıma delil yüce Allah’ın kitabında mevcuttur ve Allah şöyle beyan ediyor:

İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.(Mübarek Rum Suresi 41. Ayet)

Ey basiret sahipleri! iyi bilin ki, insan kendi eliyle kazanır ve kendi eliyle de kaybeder. Bazıları nefsim beni kandırdı veya Şeytan’a uydum gibi bahaneleri öne sürerek kendi eliyle istediğini inkâr eder ve suçu başkasında arar.

Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed şiası! Bu iddiacılar iddialarında yalancıdırlar. Ben derim ki, hiçbir el gönülden gizli bir iş yapamaz.

İnsanı bir işe sevk eden kendi hisleridir. Dışa yansıttıklarımız, içimizden akseden davranışlarımızdır. Yani her hareket, fikri ve hissi bir zeminde meydana gelir. Onun için, bir kimsenin ameliyle fikir ve his dünyası arasında bir beraberlik mevcuttur.

Ey aziz can! Ey Muhammed ve Al-i Muhammed Şiası! Bu sebeple Allah beyan eder ki: "Herkes için yapmış olduğu amellerden dolayi farklı dereceler vardır." (Ahkâf/19) ey aşık! Bu ayette Allah’ın adaletini müşahade et ve sende nefsine bunu telkin et :"Herkes için yapmış olduğu amellerden dolayı farklı dereceler vardır." 

Salih amel işleyen ilim, amel, yakîn, teslimiyet, marifet, muhabbet, ibadet, hizmet, edeb ve takva sahiblerini elbette kendine yakınlaştıracaktır. 

“Allah sana iman edenleri yükseltir. Kendilerine ilim verilmiş olanları ise, dereceler ile yükseltir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Mücadele/1 )

Dolayısıyla Rabbani alimler ve değerli seçkin arifler de "velâyet halktan değil, Cenab-ı Hak’tan gelir. Veliliği kullar değil Yüce Allah verir" diyerek, bu işte seçimin Yüce Mevlâ'ya ait olduğunu belirtiyorlar. Ama yüce Allah bu veliliğin ön şartı olarak takvayı öne sürüyor ve herkim gayret sahibi olursa Allah’a yakınlaşmak için gayret ederse Allah onu velilik makamına ulaştırır ve velayet makamının hakikati olan furkan nurunu ihsan eder ki: furkan, hakla batılı /iyiyle kötüyü ayırma gücüdür. İlahi basiret ve ilahi şuurdur ve bu rabbani alimlere ve salih müminlere ihsan edilir.

Ey değerli aziz can! Ey Muhammed ve Al-i Muhammed Şiası! Uzak durma bizden, yakın ol, daha da yakınlaş. 

Bu makam ve fazilet hangi şart ile verilir mümine bilir misin ey aziz aşık can? Bunu yüce Allah’ın mukaddes buyruğundan öğren. Can kulağını iyi aç ve kalbini Muhammed ve Al-i Muhammed’in velayet ve muhabbet nuruyla apaydın kıl, öyle bir nur ki seni Allah’a ulaştırır ve makamını yüceltir.

Ey iman edenler! Eğer Allah’tan sakınırsanız, Allah size hakla batılı/iyiyle kötüyü ayırma gücü olan furkanı (kitap,hikmet ve marifet )verir, kötülüklerinizi örter. Allah, o büyük lütfun sahibidir. (Enfal 29.ayet)

Ey muhammed ve Al-i Muhammed Şiası!, Bu fakir Allah’ın kitabında bulunan bu seçkin ayet-i kerime üzerinde durmak istiyor. Bu mübarek ayette, iman eden bir kulu eğer takva ehli olursa ve Allah’tan sakınırsa, Allah ona furkanı ihsan eder buyurur. Nedir bu furkan? Esasta furkan, hak ile batılı ayırt etme idraki, yani ilahi şuur ve ilahi basiret ve ilahi idraktir. Tabi Allah bunu her iman edene ihsan etmiyor. Sadece muttaki olan takva ehline veriyor bu ilahi şuur ve basireti.

Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm.Ayetin orijinalinde tettekullâhe ifadesi mevcuttur. Yani Allah’a karşı takva ehli olursanız diyor. Ben derim ki, bu takva ancak ve ancak Muhammed ve Al-i Muhammed dini erkanı ve öğretisi üzerine olur.

TAKVA ÜZERİNE BAZI GÖRÜŞLER

Bazıları Hak Teâlâ’dan korkmak sebebiyle günahlardan kaçınmak olduğundan “takva, şeriat edeplerinin muhafazasıdır” demişlerdir. Bazıları Hak Teâlâ’nın haram ettiği şeylerden çekinmek demek olduğuna göre; “takva nefsin hoşlandığı şeylerden çekinmektir” demişlerdir. Ben derim ki, takvanın kemal kazanmaya engel olan şeylerden uzak durma olmasına göre; takva, seni Hak Teâlâ’dan uzaklaştıran şeylerin hepsinden sakınmaktır.


Ey muhammed ve Al-i Muhammed Şiası! O halde seni Hak Teâlâ’dan uzaklaştıran şeylerin hepsinden sakın. Sakın ki rıza ve kurb makamına ulaşasın.

Bugün İslam dinine mensup olan Müslümanların sayısı milyarları buldu ve bunların her birinin elindeki kitap 1400 yıl önce inen Kuran’ın ta kendisidir. Ne bir harf eksik ne bir harf fazla ve birçokları onu okur ve dinlerler. Her bir Müslümana İslam hakkında veya fıkıh konusunda bir soru sorarsan her birinden farklı farklı cevaplar alırsın. O halde ben derim ki, kitabı okumakla kuran anlaşılmaz ve İslam tanınmaz. İslam ancak nişaneler ile tanınır ve nişaneler Allah’ın imamlarıdırlar.
O halde bu ayetin şerhini yapacak olursak özetle derim ki, her kim Allah’a ve Resulüne ve Ehl-i beyt imamlarına iman edip itaat yolunu tutarsa, Allah ona Muhammed ve Al-i Muhammed’in velayet nuru olan Furkan’ı ihsan eder ki, mümin bu ilahi ihsan ve lutufla ilahi basiret, ilahi şuur ve ilahi idrak makamına ulaşır ve Allah’a yakınlaşır ve Allah’ın rıza makamında sadıklardan ve ihlas sahiplerinden olur.

Dolaysıyla ey aziz can! Ey muhammed ve Al-i Muhammed Şiası! Bil ki ancak ilahi Furkan makamına eren rabbani alimler ve müminler insanlara yol gösterebilir ve onları irşad eden birer murşid olurlar. Yoksa halk indinde alim geçinenler sadece malumat sahibidirler ve Allah’ın yolunu tarif etmeye kalkışırlar ve onlar bu tarifler ile yol gösteremezler ve onlar kimseyi irşad edemezler. Rabbani alimler ise marifet sahibidirler ve Allah’ın yolunu tarif etmezler aksine gösterirler ki bu rabbani olan ile olmayan arasındaki mutlak farktır.

Ey Muhammed ve Al-i Muhammed Şiası! Allah buyurdu ve beyan etti "De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak aklı selim sahipleri öğüt alır." (Zümer, 39/9).

Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! Görülüyor ki müminler içinde ilim, marifet ve takva sahipleri (RABBANİ ALİMLER), diğer müminlerden ileridedir. Alim deyince malumat sahibi değil, marifet sahibi akla gelir. Bugün ise alim bildiklerimiz veya bize kendini alim olarak tanıtanlar malumat sahibidirler, marifet sahipleri değil.  Marifet, Yüce Mevlâ'yı gereğince tanımaktır. Marifetin sonucu edep ve ilâhi aşktır. "Kulları içinde Allah'tan ancak alim olanlar korkar." (Fatir/28) ayeti, alimde bulunması gereken en önemli sıfatın edep olduğunu ortaya koymaktadır. "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer/9) ayetiyle diğer insanlardan farklı tutulan rabbani alimler, dünyaya değil, Yüce Mevlâ'ya gönül veren ilim, irfan ve marifet ehlidir.

Arifler, diğer müminlerle imanda ortaktırlar; fakat ilim, edep ve ilâhi aşkta apayrı bir hale ve dereceye sahiptirler. Çünkü imanları yakinde zirve yapmıştır.

Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! Can kulağını iyi aç Allah’ın mukaddes buyruğunda müşahede et bu hakikati. Yüce Allah kitabında rabbaniler için "mukarrabun" makamı tahsis edilmiştir. Mukarrabun’un takvada en önde olduğu belirtilmiştir.

Onlardır mâbutlarına yaklaştırılanlar ve nimet cennetlerindedirler. (Vakia/11-12)

Gerçek alim, ariftir; işi Hakk’ın yollarını göstermek insanlığı ihya etmektir. Kâmil ve rabbani olan alim yeryüzünde Allah'ın halifesidir. Gönlünü Allah'a veren alime Rabbanî alim denir. Kâmil alim Rabbanî alimdir ve insanları irşad eder ve onlara hakkın yollarını tarif etmez aksine gösterir, çünkü kendisi o yollardan geçmiştir. O, Allah-u Tealâ tarafından seçilmiş ve sevilmiş bir kuldur. Bugün havzaya yazılıp bir kaç yıl eğitim gören sonra yurduna dönüp alim sıfatı ile Muhammed ve Al-i Muhammed’in minberine oturanlar bilsin ki o minberin sahibi İmam Mehdi (a.s)’dır, kendileri değildir. Onlar orda halka hizmet için varlar yoksa benlik için değil; ama bunlar bu ilahi misyonun farkında değiller. Nefisleri onları aldatmış ve nefsin ve şeytanın kulları haline gelmişlerdir. Bu sebeple ben derim ki, nefsi zaafi olan, ilimde ve irfanda gerçek manada bir derecesi olmayan bu insanların sayısı her geçen gün artmakta ve ne yazık ki toplum üzerinde kötü bir tesir bırakmaktadırlar. Çünkü gayeleri nefisleri ve dünyalık elde etmektir. Şan ve şöhrettir. Bu kişiler yüzünden saf insanlar ve ilimde yetersiz olan müminler saflık ve cehaletleri yüzünden tüm alimlere karşı saygısızlıkta bulunup çirkin bir tavır takınırlar.

Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! o halde iyi bil ki gerçek alim olan, Salih amel işleyen, ilim, amel, yakîn, teslimiyet, marifet, muhabbet, ibadet, hizmet, edeb ve takva sahipleridirler. Diğerleri ise şeytan ve hizbine amade olmuş nefsin köleleridirler.

MAHBUB (RABBANİ ALİM) VE MUHİB (SADIK VE VEFALI MUMİN)

Bazı müminler Yüce Allah'ı sever. Bunlara "muhib" denir. Bazı müminleri ise Yüce Allah sever, onlara da "mahbub" denir. Mahbub, Allah'ın sevgilisi demektir. Allah sevdiklerinin gönlünü kendisine çekmiş, onu özel olarak terbiye etmiş, nurları ile süslemiş, rahmetiyle desteklemiştir. Mahbub kulları bütün melekler tanır, sever ve desteklerler. 

Allahu Tealâ’nın, Kur'an'da müjdelediği gibi:

İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır. (Meryem/96) Salih kullarının sevgisini gönüllere yerleştirir, onları insanlara sevdirir. Bu onların edep ve ilâhi aşkına karşılık verilmiş bir hediye ve açık bir keramettir.

Mahbub olan zatlar yani rabbani alimler, insanları irşad eder ve onlara yol gösterirler, kendisine hak yolunda rehberlik görevi verilir. İcra ettikleri vazife, onların Allah'ın dostu olduğunu gün gibi ortaya koyar. Onlar dilleriyle değil, halleriyle kâmil veli olduklarını ispat ederler.

Arifler derler ki: Allah dostu kâmil mürşidlerin diğer insanlardan en önemli farkı, meclisine giren, yüzünü gören, sözünü işiten kimselere Yüce Allah'ı hatırlatmaları ve kalplerini O'na bağlamalarıdır. Kâmil rabbani alimler (ki onlar halkı irşad eder ve mürşitlik yaparlar) bir diğer farkı, heybet ve cazibe sahibi olmalarıdır. Kendilerini gören kimse ister istemez hallerinden etkilenir ve kalbi onların tarafına çekilir. Çünkü onlar takvada öyle bir derece elde etmişlerdir ki hakkın celal ve cemal sıfatlarının nuru onlarda tecelli etmiş açık bir şekilde zahir olmuştur.

RABBANİ ALİMLERİN SIFATLARI

"Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve bu hali korumak için sadık kullarımla beraber olun." (Tevbe/119) ayetiyle tarif edilen sadıklar Allah’ın pak nebileri, sadık hüccetleri (imamlar) ve onların varisleri olan rabbani alimlerdir. Rabbani alimler Resulullah’ın ve hak İmamların varisleri olduklarından, Onlar hak yolda rehberlik yaparlar. Kalpleri Allah'a bağlarlar, zayıflamış imanı tazeler, sönmüş sevgiyi canlandırırlar. Bir ömür boyu dini yaşayarak ihya ederler. Onlar müceddittirler. Allah’ın kitabını ve Resullah’ın sünnetini ve ehl-i beyt’in öğretisini zinde tutarlar. İslam dininin hükümlerinin eskimesine veya unutturulmasına izin vermezler. Bu sebeple onlara müceddit denilir. Gerçek müceddit, her şeyini Yüce Allah'a kurban etmiştir. O'nun boyası (Sıbgatullah) ile boyanmıştır. Sözü ve işleri ile Yüce Allah'ın şahididir. Kur'an'da böyle kimselere "mukarrabun" makamı tahsis edilmiştir. Mukarrabun’un takvada en önde olduğu belirtilmiştir.

Onlardır mâbutlarına yaklaştırılanlar ve nimet cennetlerindedirler. (Vakia/11-12)

Bu makamdaki kimsenin diğer insanlardan en önemli farkı, içi ve dışıyla Allah adamı olması ve gönlü yanık sadıklara ilâhi aşkı tattırmasıdır. Rabbani alimler Kamil mürşittirler ve insanları hakka irşad ederler. Onlar yol gösteren kandillerdirler.

Rabbani alimler Kur'an'da ilâhi aşkı, ahlâkı ve Allah’ın dinini ayakta tutan "ulu'l-emr" diye bildirilen Al-i Muhammed’in varisleridirler . 

Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! iyi oku Allah’ın buyruğunu, kim bu buyruğa uyarsa iflah olur ve kim yüz çevirirse artık o iflah olmaz. Bunun için müminlerden de onlara itaat edilmesi istenmiştir. 

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir (Nisa/59) Ulu'l-emr, işi üstlenen ve yürüten kimse demektir. Yürütülecek ve görülecek iş Allah'ın işidir. Bu da bütünüyle dindir. Şu halde ulu'l-emr, Allah'ın işini gören, emrini yerine getiren, hizmetini yürüten, dini ihya eden, kulları hakka sevk eden kimsedir, onlar Resullah’ın pak Ehl-i Beyt’idir ve onlar 12 imamlardır ve rabbani alimler onların varisleridir.

Kur'an'da Allah bu aziz veli kullarına "ricalullah" ismini vermiştir. Ricalullah, Allah adamı demektir. Allah adamının en önemli işi zikir, fikir, şükür, hizmet, haya ve ahde vefadır. Kulları hakka davet etmek ve insanlığı irşat etmektir.

Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! Can kulağını iyi aç ve rabbin olan Allah’ın beyanına gönül ver. Allah bu aziz kullarının vasıflarını Kuran-i Kerim’de şöyle dile getirmektedir:

Öyle erler vardır ki onları ne ticâret, ne alım satım, Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkar onlar. (Nur suresi 37. ayet)

İnananlardan öyle erler var ki Allah'a verdikleri sözde sadâkat gösterirler; onlardan kimisi, adağını ödedi, kimisi de beklemede ve onlar, sözlerini, özlerini hiçbir sûretle değiştirmediler.( Ahzab suresi 23. ayet)

Kur'an, takvada önde gidenleri pek çok farklı sıfatlarla tanıtmıştır. Sadık, sıddîk, muhsin, muttaki, evliyaullah, ebrar gibi sıfatlar onların ismi gibi zikredilmektedir.

İşte bu sıfatlara sahip olan rabbani alimler, Peygamber ve İmamların hak vârisleridirler. Yoksa havzaya gidip birkaç yıl okuyarak ülkesine dönüp alim olduğunu iddia edenler değil. Maalesef büyük bir üzüntü içinde beyan ederim ki, bu tür kişilerin sayısı her geçen gün artmakta, dini ve ilmi bir ticaret kaynaği olarak görmekteler.

Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! Bunlardan sakın ve ev halkını ve mümin dostlarını da sakındır. Çünkü bunlar rabbani olmayan alimler seni hakka irşad edemez ve seni sürekli kendine davet eder ve bil ki, kim kendine davet ederse o mel’un bir şeytandır.

Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! , Rabbani alimlerin sohbetine katıl ve her daim onların hizmetinde ol. Onlar seni hakka irşad eden hakkın veli kullarıdırlar. Onlar hakkın rızasını gözeten hak ehlidirler. Gece gündüz ilâhi emaneti taşıyan ve Yüce Hakk'ın rızası için yaşayan kâmil mürşitler olan rabbani alimler , taşıdıkları bu ağır yükün kıymeti kadar değerlidirler. Allahu Tealâ onlara yüklediği yük kadar manevi destek, kuvvet, feyiz, nur ve tasarruf yetkisi vermiştir. (Hazret-i İmam Humeyni (r.a) bu seçkin kişilerdendir ki buna delil yine kendisidir.)

Onlar, bütün benlikleri ile Allah’ın gerçek zikri iledirler. Yeryüzünde Allah diyen salihler bulunduğu sürece kıyamet kopmayacağına göre, onlar ilâhi zikir ve edeple hem insanları, hem de yeryüzünü harap olmaktan kurtarmaktadırlar. Bunun için bütün alem onlara minnet borçludur. Bu asrın müceddidi ve gerçek rabbani alimi ve hak mürşidi ve muslihi olan Muhammed ve Al-i Muhammed’in aziz evladı Hazret-i İmam Humeyni (k.s.) ve onun hak varisi Hazret-i Rehber Seyyid Ali Hamanei (Allah onu muhafaza etsin) gibi.

Gafil insanlar, bu gerçeğe gözünü kapasa da, yerdeki ve gökteki diğer varlıklar bunun farkındadırlar. 

Rabbani alimler olan Allah dostlarının hallerini yüce seçkin arifler şöyle vasfetmekteler:

"Ehlullah’ın bir kısmı, en yüksek velâyet derecesine sahip olur. Bu kimse, Allah-u Tealâ'nın kendisini özel dostluğuna seçtiği ve bu yolda kullandığı bir kuldur. O devamlı Allah ile beraberdir, O’nun himayesinde hareket eder. Allah ile konuşur, Allah ile görür, Allah ile alır, Allah ile verir. Allahu Tealâ onunla kullarını terbiye eder. Onun nazarı ile ölü kalpleri diriltir, onu vesile ederek halkı kendi yoluna çevirir. Onunla ilâhi ahlâkı ve adaleti ayakta tutar. Bu kimse devamlı Yüce Rabbini sena ve yüceltmekle meşgul olur. Rasulullah (s.a.a) onunla Allah'ın huzurunda övünür, sevinir. Allah onu nefsini görmekten ve kendisine güvenmekten korur. Bu haliyle onun sözü kalpleri Allah'a bağlar. Görülmesi nefislere şifa verir. Onun bir insana teveccühü ve yakınlığı kötü huyları temizler. O herkese fayda veren bir rahmet bulutudur. Hak ile batılın arasını ayırt eder. O sıddıktır, hak adamıdır. Allah'ın has dostudur, ariftir. İlhama mazhardır."

Bu konuda Şia’nın iftiharı olan seçkin rabbani alimlerin eserlerine müracaat ediniz, o vakit takva sahipleri olan rabbani alimleri tanımış olursunuz. Burada isimlerini zikretmek çok zor , çünkü sayıları o kadar çok ki bunun için ayrı bir konu, hatta kitaplar yazılsa dahi yine de tam manası ile hakları ödenmiş olunmaz. Allah bizi onlarin feyz ve bereketinden mahrum etmesin. İlahi amin.

Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! ey aziz can! Resulullah (s.a.a) ‘tan bize ulaşan bir çok rivayetlerde rabbani olmayan sahtekâr alimlerinden şöyle haber verilmektedir. Bir kaç hadisi burda zikretmek ve risaleme son vermek istiyorum.

1-Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden riyakârlar çıkar. Sözleri baldan tatlıdır. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur. 

2-Yazıklar olsun ilmini ticarete alet eden ilim sahibi kötü kimselere ki, devlet adamlarına yaklaşır ve kazanç temin ederler. Allah onların ticaretine kesatlık versin!

3-Ahir zamanda âlimler, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram, harama helal derler, Kur'an-ı ticarete, menfaate alet ederler.

4-İlim, dünya menfaati için öğrenildiği ve ibadetler, dünya menfaatlerine alet edildiği zaman fitneler zuhur eder. 

Sonuç olarak Ey Muhammed Ve Al-i Muhammed Şiası! Ben derim ki, rabbani alimler Salih amel işleyen, ilim, amel, yakîn, teslimiyet, marifet, muhabbet, ibadet, hizmet, edeb ve takva sahiplerinindirler. O halde bu yüce seçkin erlerin kapısından ayrılma ve onlara hizmette kusur etme. Onlar senden bir dünyalık talep etmedikleri gibi bir ücrette istemezler. Onlar Allah adına ve Allah için seni ona ulaştırmanın yollarını gösterir ve seni hakka irşad ederler.

Ey Muhammed ve Al-i Muhammedin evladı! Seyyid Muhammed Riza al Huseyni! Ben tanıklık ederim ki sen Muhammed ve Al-i Muhammed’in şialarından değerli kardeşlerimizdensin, Allah’ın selam ve lütfu ve İhsan ve bereketi ve geniş rahmeti üzerine olsun. Allah’ın izni ile burda sormuş olduğun soruya vermiş olduğum cevap nokta bulmuştur. Burda bu vesile ile yüce temiz arifi billah olan üstadlarımı rahmetle anıyorum. Allame Seyid Murtaza el Askeri (k.s.) ve Ayetullah Uzma Seyid Şehid Muhammed Sadik el Sadr (k.s.) ve diğer rahmetli rabbani alimlerimizi ve üstadlarımızı ve şuan hayatta olan değerli alim ve seçkin arif üstad Seyid Munir Al Khabbaz cenablarını (Allah onu muhafaza etsin). Arabistan’daki seçkin rabbani alimlerden ve değerli seçkin mücahitlerdendir. Bugün oradaki mazlum şiaları müdafaa etmede çok gayret göstermektedir. Aynı zamanda bu gece benim ceddim İmam Musa Kazim (a.s) oğlu İmamzade Ebu’l Kasım Hamza’nın (a.s) doğum gecesidir. Bu şahıs ki İmam Humeyni (k.s.)ninde aziz ceddidir ve bir çok seyyidin ceddidir. Allah bizi onların nurundan feyz ve bereketinden mahrum etmesin.

Allah imam mehdi (a.s) zuhurunu acil kılsın. Bugün insanlık ve bütün varlık alemi onun zuhuruna ve onun adaletine muhtaçtır.

FEREC DUASI (arapca okunuşu)

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

İlâhi, azum’el-belâu ve berih’al-hefâu v’en-keşef’el-ğitâu ve’ngata’er-recâu ve zâgati’l-arzu ve muniet’is-semâu ve ente’l-musteanu ve ileyke’l-müştekâ ve aleyk’el-muavvelu fiş-şiddeti ve’r-rehâ.

Allâhum-me salli elâ Muhammed’in ve âl-i Muhammed; uli’l-emrillezine ferazte aleyna taetehum ve arreftena bi-zalike menziletehum fe-ferric enna bi-haggihim feracen âcilen gâriben kelemh’il-basari ev huve egrabu yâ Muhammed’u, Yâ Aliyy, Yâ Aliyyu, Yâ Muhammed, ikfiyâni feinnekuma kâfiyan. Vensurâni feinnekuma nasirân.

Yâ mevlana yâ Sahib’ez-Zaman! El-ğavs, el-ğavs, el-ğavs, edrikni, edrikni, edriknî, es-saate, es-saate, es-saate, el-acel, el-acel, el-acel, yâ erham’er-rahimine, bihaggi Muhammedin ve âlihit-tâhirîn.

FEREC DUASİ (turkce anlami)

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’İN ADİYLA

Allah’ım! Zulüm çoğalmıştır ve gizliler açılmıştır. Kapalı perde kalkmıştır ve ümitler yok olmuştur; yeryüzü daralmış, gökyüzü senin rahmetinden mahrum kalmıştır. Ey Allah’ım! Sen varsın ve ancak sen yardım edersin, yüce makamına şikayet ediyoruz. Kolaylık ve zorlukta güvenimiz sensin. 

Allah’ım, peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.a) ve onun pak evladına rahmet et. O emir sahiplerine ki, onlara itaati bizler için farz etmiştin ve onların yüksek makamlarını bizlere tanıtmıştın. Onların yüzü suyu hürmetine bize ferahlık ver, acil ve yakın; tıpkı göz açıp kapama gibi ya da ondan daha yakın.
Ey Muhammed, ey Ali; ey Ali, ey Muhammed ; bana kafi geliniz ki, bana kafi gelen sizlersiniz. Bizlere yardım edin, bizim yardımcımız sizsiniz. 

Ey saygı değer, ey zamanın sahibi ve imamı. Feryat, feryat, feryat; sesimi duy, sesimi duy, sesimi duy; hemen, hemen, hemen; acil, acil, acil; ey merhamet edenlerin en merhametlisi. Hz. Muhammed’in ve onun pak evlatlarının yüzü suyu hürmetine onun gelişini çabuklaştır.

AMİN!

SEYYİD MUHAMMED BAHA SAFAVİ / TAHA HABER

15 AğUSTOS 2012 
27 RAMAZAN 1433

EN ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
EN ÇOK YORUMLANANLAR
ARŞİV
ANKET

Site Haritası RSS Beslemeleri