TAHAHABER haber, haberler, ehli beyt haber

    Parçalı Bulutlu
    Diyarbakır
    12°C
    Parçalı Bulutlu
    Batman
    10°C
    Kar Yağışlı
    Van
    4°C

Namazda Elleri Bağlama Üzerine

Ayetullah Cafer Suphani: Namazda Elleri Bağlama Üzerine Bir İnceleme
2012-06-14, 11:57:18
4 Yorum
Namazda Elleri Bağlama Üzerine

TAHA HABER - Namaz kılarken elleri bağlamak Ehl-i Sünnet'te yaygın uygulamadır. Sadece Maliki mezhebi buna fetva vermemiştir. El bağlamayı müstehap sayan görüş, az sayıda rivayete istinat etmektedir ve bu rivayetler de senetlerindeki zayıflık bir yana, namazda el bağlamaya da delalet etmemektedirler.


Ehl-i Beyt'ten ulaşan rivayetlerde ise namazda el bağlanması gerektiğine dair herhangi bir hadis yoktur, hatta aksine bu uygulamanın bidat sayıldığı görülmektedir. Şu halde, namazda el bağlamanın sünnet mi, bidat mi olduğunda tereddüt bulunsa bile ihtiyat, zayıf delili nedeniyle uygulamayı terketmeyi gerektirir.

Namazda itaat ve boyun eğmenin göstergesi olarak erkeklerde sağ elin sol el üzerine konması ve göbek altında veya üstünde ellerin birleştirilmesi, kadınlarda ise ellerin göğüs üstüne konması Ehl-i Sünnet fakihleri arasında şöhret bulmuş uygulamadır.

Hanefilerin görüşü şöyledir: Tekettüf (ellerin namazda bağlanması) müstehaptır, vacip değildir. Erkeklerin sağ ellerini sol el üzerine koyması ve göbek altında birleştirmesi; kadınların ise göğüslerinin üzerine koyması müstehaptır.

Şafiilerin görüşü şöyledir: Tekettüf, erkek ve kadın için müstehaptır. Namazda sağ eli sol elin üzerine koyarak birleştirmek ve göğsün altına, göbeğin üstüne koymak iyidir.

Hanbelilerin görüşü şöyledir: Tekettüf sünnet sayılmıştır. Namaz kılan, sağ elini sol elin üzerine koymalı ve göbeğin üstünde birleştirmelidir.

Malikiler bu meselede diğer Ehl-i Sünnet mezheplerden ayrılmıştır. Şöyle demektedirler: Farz namazlarda müstehap olan, elleri iki yana salmaktır.

Malikilerden Abdullah b. Zubeyr, Said b. Müseyyeb, Saad b. Cübeyr, Ata, İbn Haric, Nehai, Hasan Basri, İbn Sirin gibi bazı isimler ve başka fakihler bu görüştedirler.

“Eğer kıyam uzun sürerse ve namaz kılana sıkıntı verirse ellerini bağlaması caizdir” diyerek bir istisna getiren Leys b. Saad da aynı görüştedir.

İmam Evzai'den namaz kılanın ellerini bağlamakta veya iki yana salmakta muhayyer olduğu görüşü nakledilmiştir.(1) Hicaz'daki Maliki müftisi Muhammed Abidi, namazda elleri bağlamak ve iki yana salmanın her ikisinin de Allah Rasülü'nün (s) sünneti olduğuna inanmaktadır. Ona göre eğer bir kimsenin namazda kıyamı uzun sürerse, ellerini iki yana salmış durumdaysa ellerini bağlayabilir. Bu Maliki müfti şöyle demiştir: Namazda elleri iki yana salmak asıl, bağlamak ise fer'idir.(2) İmamiye Şiasında meşhur görüşe göre namazda el bağlamak haramdır, namazı bâtıl eder. Şia fakihler arasında mesela Kafi'de Halebi gibi bazıları ise el bağlamanın kerahatine hükmetmişlerdir.(3)

Ehl-i Sünnet mezhepleri bu meselede bütün kapıları kapatmış olsa da namazda el bağlamanın müstehaplığı bir yana, cevazına dair bile ikna edici bir delil getirememişlerdir. Aksine bu görüşün hilafına deliller vardır. Ehl-i Sünnet ve Şia'dan namaz kılmanın şekline dair Allah Rasülü'nden (s) nakledilmiş rivayetler namazda el bağlamaya işaret etmez. Rasul-i Ekrem'in (s) hayatı boyunca veya ömrünün çoğu kısmında böyle müstehap bir ameli terketmiş olması mümkün değildir. Şimdi bu rivayetlerden iki örnek nakledeceğiz:

Biri, Ehl-i Sünnet yoluyla, diğeri ise İmamiye Şiası kanalıyla nakledilmiştir ve her ikisi de Peygamberimizin (s) namaz kılma şeklini beyan etmektedir. Bu rivayetlerden hiçbirinde, bırakın bağlama şeklini, namazda el bağlamaya dahi işaret yoktur.

Namazda el bağlamak, Rasulullah'tan (s) sonra ortaya çıkmış bir bidattir. Bu sahadaki senedimiz, biri Ehl-i Sünnet, diğeri ise Şia tarafından rivayet edilmiş iki sahih hadistir. Bu rivayetler Allah Rasülü'nün (s) ve Ehl-i Beyt'in namazda ellerini iki yana saldıklarına dair kesin delil oluşturmaktadır. Namazda boyun eğmenin nişanesi olarak bir elin diğerini tutması Allah  Rasülü'nün (s) rıhletinden ortaya çıkmış bir uygulamadır.

a) Ebu Hamid Saidi'nin hadisi: Bu hadisi pek çok Ehl-i Sünnet muhaddisi rivayet etmiştir. Hadisi Beyhaki'nin naklettiği şekilde veriyoruz:

Ebu Abdullah Hafız'ın bize naklettiğine göre Ebu Hamid Saidi şöyle dedi: “İçinizde Rasulullah'ın (s) namazını en iyi bileniniz benim.” Ona dediler ki: “Bu nasıl olur? Peygamber'le bizden fazla birlikte bulunmadın.” Dedi ki: “Evet.” Dediler ki: “Öyleyse gördüğünü bize anlat.”(4)

Dedi ki: “Allah'ın Rasülü (s) namaz kılmak istediğinde ellerini omuzlarına kadar kaldırır ve tekbir getirirdi. Bu sırada bütün uzuvları kendi yerinde sakince dururdu. Sonra kıraata başlardı. Kıraat bittikten sonra tekbir getirir ve ellerini omuzlarına kadar kaldırırdı. Sonra rüku eder ve ellerini dizlerinin üzerine koyardı. Orada sakince durur, başını ne kaldırır, ne de indirirdi. Sonra doğrulur ve şöyle derdi: ‘Semiallahu limen hamideh.' Sonra ellerini omuzları hizasına kadar kaldırır ve uzuvları kendi yerinde sakince durduğunda şöyle derdi: ‘Allahu ekber.' Sonra yere eğilir ve ellerini karnından biraz öteye yere koyardı. Daha sonra başını yerden kaldırır, sol ayağını büker ve üzerine otururdu. Secdeye gittiği zaman ayak parmaklarını birbirinden açar, sonra geri doğrulur ve sonra başını tekrar yere koyar ve derdi ki: ‘Allahu ekber.' Sonra ayaklarını büker ve üzerlerine sakince otururdu. O sırada bütün uzuvları kendi yerinde sakince dururdu. Sonra bu yaptıklarını ikinci rekatta aynen tekrarlardı. İkinci rekat tamamlandığında doğrulur, tekbir getirir, ellerini namazın başlangıcındaki gibi omuz hizasına kadar kaldırır ve bu hareketleri namaz sonuna kadar sürdürürdü. Son secdeyi yaptığında hafif sola kaykılarak otururdu.” Ebu Abdullah Hafız, Ebu Hamid Saidi aracılığıyla Rasulullah'ın (s) namazının keyfiyetini beyan ettikten sonra şöyle dediler: “Doğru söyledin. Allah Rasülü (s) işte böyle namaz kılıyordu.”(5)

Bu rivayeti doğrulayan bazı noktalar vardır:

1) Büyük sahabenin Ebu Hamid'i tasdik etmesi hadisin kuvvetini ve onun diğer delillere tercih edildiğini göstermektedir.

2) Ebu Hamid Saidi, namazın vaciplerini ve müstehaplarını tarif etmiş, ama el bağlamaktan sözetmemiştir. Ayrıca orada onu dinleyenlerden hiçkimse de ona bu konuda itiraz ve muhalefet etmemiştir. Halbuki hadisten anlaşıldığı kadarıyla orada bulunanlar ona karşı çıkmaya ve unuttuklarını hatırlatmaya hazırdı. Çünkü başlangıçta Ebu Hamid'in Rasulullah'ın (s) namazını en iyi bilen kişi olduğunu kabul etmemişlerdi. Oysa rivayetin sonunda hepsi de “Doğru söyledin, Rasulullah (s) böyle namaz kılardı” demişlerdir. Tartışma makamında bulunan on kişilik bu grubun herhangi bir unsuru unutmuş olması çok uzak bir ihtimaldir.

3) Ellerin nasıl duracağı hakkında asıl olan, iki yana salmak ve serbest bırakmaktır. Çünkü doğal olan serbest bırakılmasıdır. Nitekim hadis de bu durumu anlatıyor.

4) Bu hadisin mutlak olduğu, el bağlama hadislerinin onu kayıt altına aldığı söylenemez. Çünkü bu hadis namazın vaciplerini, müstehaplarını ve keyfiyetinin tamamını vasfetmiştir ve rivayet amacı da eğitim ve beyandır. Burada namazın bir tek noktasının bile ihmal edilmesi ihanet sayılırdı. Ravilerin ve orada hazır bulunanların bunu yapması uzak ihtimaldir.

5) Bu toplulukta bulunan sahabeden kimisi, kendilerinden el bağlama hadisinin nakledildiği isimlerdir. Ama görüyoruz ki burada itiraz etmemişlerdir. Öyleyse el bağlama ya mensuhtur ya da namazı uzun süren kişiye dayanılarak yapılmış bir rivayettir. Yoksa namazın müstehaplarından biri olarak zikredilmiş değildir. Nitekim Leys b. Saad, Evzai ve Malik'in inancı bu yöndedir. (6)

İbn Rüşd şöyle demiştir: Sahabenin bu meseledeki ihtilafının sebebi, Peygamber-i Ekrem'in (s) namazının anlatıldığı rivayetlerdir. Fakat Rasulullah'ın (s) namazda bir elini diğerinin üzerine koyduğu zikredilmemiştir.(7)

Burada bir soru var: Malikilerin el bağlamayı kabul etmedikleri bilinir. İmam Malik, bunu hoş karşılamazdı. Mudevvenetu'l-Kübra'da şöyle denilmektedir:

Malik, namazda sağ eli sol elin üzerine koymayı hoş olmayan bir davranış olarak görür ve derdi ki, “farz namazda böyle bir şey yoktur” Halbuki el-Muvatta'da Sehl b. Saad'dan el bağlama hadisini rivayet etmiş ve Abdulkerim b. Ebi Meharik Basri'den Peygamber'in (s) sözündeki şu noktaları nakletmiştir: “Eğer hayanız yoksa herşey caizdir: Bir eli diğerinin üstüne koymak, yani sağ eli sol elin üstüne koymak, iftarı yemede acele etmek, sahuru geciktirmek.”

Buna şöyle cevap verilebilir: Muvatta bir hadis kitabıdır. İmam Malik el bağlama hakkında rivayet nakletmiş olsa bile bu rivayete göre fetva vermemiştir. Bu sebeple Mudevvenetu'l-Kübra'da, Muvatta'da geçen rivayetin hilafına içerik ve manası bulunan rivayetler göze çarpmaktadır. Maliki fıkhını bilenler, birçok konuda Muvatta'da nakledilen hadisler ile İmam Malik'in fetvaları arasında ihtilaf bulunduğundan haberdardırlar. Dr. Abdulhamid, Risaletu Muhtasara fi's-Sedel kitabında buna işaret etmiştir.(8)

Hepsi bir yana, İmam Malik'in “farz namazda böyle bir şey yoktur” sözü, Medine ehlinin amelinin el bağlamanın hilafına olduğunun sarih delilidir. Çünkü cümlenin manası şudur: “Ben bu ameli, tabiin olan ve ilmi sahabeden öğrenmiş imamlarda görmedim”

Bu hadis, Ehl-i Sünnet kanalıyla gelmiş, Peygamber'in namazını beyan eden rivayetti. Rivayetin delaleti gayet açıktır. Şimdi de İmamiye Şiası kanalıyla gelmiş diğer hadise bakalım:

b) Hammad b. İsa'nın hadisinde Hammad b. İsa İmam Sadık'ın (a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Altmış veya yetmiş yaşına gelmiş de daha adabına uygun bir namaz kılmamış kimseye yazıklar olsun.” Hammad der ki: Bu sözle bana hakaret ettiğini düşündüm. Bu sebeple dedim ki: “Canım feda olsun! Adaba uygun namazı bana öğretir misin?”

Bunun üzerine İmam (a) ayağa kalktı ve kıbleye yöneldi. Ellerini uyluklarına doğru saldı. Elinin parmaklarını bitiştirdi. Ayaklarını yaklaştırdı. Öyle ki ayakları arasındaki mesafe üç parmak kadar açıktı. Ayak parmaklarını huşu içinde kıbleye döndürdü. Sonra “Allahu ekber” dedi. Sonra Hamd ve Tevhid suresini tertil üzere kıraat etti. Ayakta dikildiği sırada bir nefes kadar bekledi ve “Allahu ekber” dedi. Ondan sonra rükuya gitti. Ellerini parmakları açık vaziyette dizleri üzerine koydu ve dizlerini geriye doğru itti. Öyle ki sırtı dümdüzdü. Sırtına bir damla su veya yağ dökülse, belinin düzlüğü ve dizlerinin geriye doğru eğimi nedeniyle hareket etmezdi. Boynunu çekti ve gözlerini yumdu. Sonra üç kere tertille “Subhane rabbiyelazim ve bihamdih” dedi. Sonra doğruldu. İyice ayağa kalktığında “semiallahu limen hamideh” dedi. Sonra ayakta dururken tekbir getirdi ve ellerini yüzü hizasına kadar kaldırdı. Sonra secdeye gitti ve ellerini dizlerinden önce yere koydu. Secdede üç kez “subhane rabbiyel a'la ve bihamdih” dedi. Secde sırasında bedeninin sadece sekiz yeri yere değiyordu: alnı, iki eli, iki dizi, ayaklarının iki büyük parmağı, burnu. Bu sekiz noktadan ilk yedisi vacip, irğam denen burnu yere koymak ise müstehaptır. Sonra başını secdeden kaldırdı. Doğrulduğunda “Allahu ekber” dedi. Sonra bedeninin sol tarafına oturdu, sağ ayağının üstünü, sol ayağının içine koydu ve “estağfirullah rabbi ve etubu ileyh” dedi. Henüz oturuyor durumdayken tekbir getirdi ve ikinci secdeye gitti. Birinci secdede söylediğini bu secdede de söyledi. Ne rükuda, ne secdede bedeninin hiçbir kısmını diğer kısmına dayanak yapmadı. Bu iki halde de elleri bedenin açığındaydı ve secdede dirseklerini yere koymadı. Bu şekilde iki rekat namaz kıldı. Sonra buyurdu ki: Ey Hammad! İşte böyle namaz kıl. Namaz sırasında etrafına bakma. Ellerinle ve parmaklarınla oynama. Etrafa tükürme.(9)

Görüldüğü gibi, farz namazın şekli konusunda nakledilmiş bu iki rivayette el bağlamaya ve onun muhtelif kısımlarına hiçbir şekilde işaret edilmemiştir. Halbuki bu amel sünnet olsaydı imam onu belirtmeyi terketmezdi. O, ortaya koyduğu ameliyle Allah Rasülü'nün (s) namazını bizim için göstermiş oldu. Çünkü bu keyfiyeti babası İmam Bakır'dan (a), o babası Müminlerin Emiri'nden, o da Rasul-i Ekrem'den (s) öğrenmişti. Bundan dolayı namazda el bağlamak bidat sayılır. Çünkü şeriata sokulmuş, namazın parçası olmayan bir şeydir.


 

Bu konuda, Ehl-i Sünnet ve Şia kaynaklarında Ebu Hamid Saidi hadisinden başka hadisler de vardır. Şimdi onları zikredeceğiz:

1. Namazı düzgün olmayan kimsenin hadisi: Muhaddislerin rivayetine göre bir adam namaz kılıyordu. Peygamber de (s) ona bakıyordu. Namazını bitirdiğinde Peygamber'in (s) yanına geldi ve ona selam verdi. Peygamber (s) onun selamını aldı. Sonra şöyle buyurdu: “Geri dön ve namazını iade et. Çünkü namaz kılmamış oldun.” Adam döndü ve aynı şekilde tekrar namazını kıldı. Sonra Peygamber'in (s) yanına geldi. Peygamber şöyle buyurdu: “Dön ve namazını iade et. Çünkü namaz kılmamış oldun.” Bu durum üç kere tekrarlandı. Ondan sonra adam, yaptığından daha iyi namaz kılamayacağına yemin etti. Adam öğrenmeye istekli ve kabul etmeye hazır hale geldiğinde Peygamber (s) ona nasıl namaz kılacağını öğretti.

Ebu Hureyre bu olayı şöyle rivayet etmiştir:

Peygamber (s) şöyle buyurdu: “Namaz kılacağın zaman kâmil bir abdest al. Sonra yüzünü kıbleye dön. Sonra tekbir getir. Sonra Kur'an'dan senin için kolay olanı oku. Ondan sonra rükuya git. Orada sakince dur. Sonra doğrul. Ondan sonra secdeye git. Orada sakince dur. Sonra otur. Orada sakince dur. Sonra secdeye git. Orada sakince dur. Sonra bunu namazın tamamında yap.”

Bu hadisi Ehl-i Sünnet'in dört muteber hadis kitabı rivayet etmiştir. Burada rivayet edilen, Buhari hadisidir. İbn Mace'nin Müslim senediyle rivayetinde “ayakta sükunet içinde durana dek” cümlesi vardır.(10) Her halükarda eğer namazda el bağlamak sünnet-i müekkede veya müstehap olsaydı Peygamber (s) onu mutlaka belirtirdi.

2. Aişe'nin Allah Rasülü'nün (s) namazını tarif etmesi: Müslim, Aişe'den şöyle rivayet etmiştir:

Rasulullah (s) namazına tekbir ve Hamd suresini kıraat ile başlardı. Rükuya gittiğinde başını ne yukarı kaldırır, ne de aşağı eğerdi. Bilakis başını bu iki halin ortasında tutardı. Rükudan kalktığında tamamen doğrulmadan secdeye gitmezdi. Başını secdeden kaldırdığında tamamen oturur duruma gelmeden tekrar bir sonraki secdeye gitmezdi. Her iki rekattan sonra teşehhüd okurdu. Sol ayağını yere yayar ve sağ ayağını dik tutardı. Namaz kılanın topukları üzerine oturmasını ve erkeklerin secde sırasında kollarını yedi noktayı yere koydukları gibi yere koymalarını nehyetmişti. Namazı selamla bitirirdi.(11)

Önceki rivayette namazın farzları sıralanmışsa, bu rivayette de namazın bazı müstehapları ve mekruhları zikredilmiştir. Mesela “Sol ayağını yere yayar ve sağ ayağını dik tutardı. Namaz kılanın topukları üzerine oturmasını ve erkeklerin secde sırasında kollarını, yedi noktayı yere koyması gibi yere koymalarını nehyetmişti” ifadesinde buyurulduğu gibi. Eğer namazda el bağlamak sünnet-i müekkede veya müstehap olsaydı Peygamber (s) onu mutlaka zikrederdi. Çünkü el bağlamanın müstehap olduğuna inanan kimselerin görüşünde el bağlamanın müstehap oluşu, sol ayağı yere yaymak ve sağ ayağı dik tutmaktan daha az değildir.

Peygamber'in (s) namazını tarif eden ve çok azına değindiğimiz rivayetler, namazda el bağlamanın sünnet-i müekkede olmadığının en iyi delilidir.

3. Kadı Numan Mısri Kadi Ebu Hanife, Numan Temimi Mısri Mağribi İmam Cafer Sadık'ın (a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Namazda kıyam sırasında sağ eli sol elin üzerine ve sol elini sağ elin üzerine koyma. Çünkü bu iş ehl-i kitabın adetidir. Aksine ellerini iki yana sal. Çünkü elleri serbest bırakmak, seni namazdan alıkoymaması için daha uygundur.”(12)

4. Peygamber'in (s) kıldığı namazın tarifine dair Muaz b. Cebel rivayeti: Taberani, Abdurrahman b. Ganem'den, o da Muaz b. Cebel'den şöyle rivayet etmiştir: “Peygamber (s) namaz kılarken ellerini kulakları hizasına kadar kaldırır, iftitah (başlangıç) tekbirinden sonra onları iki yana serbest bırakırdı. Sonra sükut eder. Bazen onu sağ elini sol elinin üzerine koyarken görürdüm.”(13) Her ne kadar hadisin sonunda Peygamber'in (s) bazı durumlarda sağ elini sol elinin üzerine koyduğu ifade edilmişse de “rubbema” (bazen) kelimesinin karinesiyle bu işi nadiren yaptığı anlaşılmaktadır. Yoksa Rasulullah'ın (s) sireti ellerini serbest bıraktığını göstermektedir.

5. Ehl-i Beyt imamlarından nakledilen rivayetler: Rivayet edilmiştir ki namazda kıyam sırasında elleri serbest bırakmak vacip, el bağlamak veya tekfir (eli diğer el aracılığıyla tutmak veya örtmek) ise bidattir. Şimdi bu hadislerden bazılarını sıralayalım:

1) Muhammed b. Müslim, İmam Sadık'tan veya İmam Bakır'dan şöyle nakletmiştir: Namazda sağ elini sol elinin üzerine koyan adam hakkında sordum. Cevaben şöyle buyurdu: Bu amel tekfirdir (bir eli diğeriyle tutmaktır) ve yapılmaması gerekir.(14)

2) Zürare, İmam Bakır'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Namaza durmak ve el bağlamamak görevindir. Çünkü bu işi Mecusiler yapar. (15)

3) Şeyh Saduk kendi senediyle Ali'nin (a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Namaza durmak ve el bağlamamak görevindir. Çünkü bu işi Mecusiler yapar.(16)

4) Şeyh Saduk kendi senediyle Ali'nin (a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Müslümanlar namazda Allah azze ve celle karşısında durduklarında ellerini bağlamamalıdır. Bu amel, küfür ehline (yani Mecusilere) benzemek olur.

Bu rivayetlerden sonra konuyla ilgili olarak Dr. Ali Salus'un değerlendirmesine değineceğiz. Salus, Şia ve Ehl-i Sünnet'in bu konudaki rivayetlerini zikrettikten sonra tekettüfün (el bağlamanın ) haram olduğuna ve namazı bâtıl ettiğine inananları şöyle tarif eder: “El bağlamanın haram olduğuna ve namazı bâtıl ettiğine inananlar, Müslümanlar arasında tefrika çıkarmak için mezhebi taassuba sahip ve muhalefete aşık kimselere bariz örnektir.”(18) Şimdi sormak gerek: Acaba Şia'nın, içtihadla, Kitap ve Sünnet'ten tahkikle el bağlamanın Peygamber-i Ekrem'den (s) sonra ortaya çıkmış ve halifeler döneminde halkın uygulaması için emredilmiş bir şey olduğunu, sonuçta da bir kimsenin el bağlamayı namazın vacipleri veya müstehaplarının parçası sanmasının dinde bulunmayan bir şeyi dinde icat etmesi anlamına geldiğini tespit etmesi günah mıdır? Acaba içtihad eden kimsenin ödülü, mezhebi taassup ve muhalefete aşk duymakla itham edilmesi midir? Eğer bu sorulara verilecek cevap olumlu ise Şia'ya yöneltilen suçlama, el bağlamayı mutlak olarak veya farz namazlarda hoş karşılamayan İmam Malik için de geçerli olacak mıdır? Acaba İmam Malik de muhalefete aşk beslemekle itham edilebilir mi?

Bunlar, namazda elleri salmanın cevazına dair hükme varılabilecek delillerden bir kısmıydı. Dolayısıyla namazda el bağlamanın müstehap mı bidat mi olduğu arasında tereddüde düşüldüğünde el bağlamanın terkedilmesi evladır. Çünkü müstehap olan bir şeyin terkedilmesi, diğer şeyin mükafatından mahrum kalınmasına yolaçacaktır. Halbuki bidat olma ihtimali bulunan bir amelin yapılması namazın bâtıl olma ve ceza ihtimalini ihtiva eder. Çünkü Allah'ın buğzettiği bir amelle ona yaklaşılamaz.


 

El bağlamanın gereğine inananların delilleri:

El bağlamanın lüzumuna kail olanların da kendilerine ait delilleri vardır. Şimdi onlara bakalım.

El bağlamanın sünnet olduğuna dair istidlalde bulunulan delillerin tamamı üç rivayetten fazla değildir.(19)

1) Buhari'nin rivayet ettiği Sehl b. Saad hadisi.

2) Müslim'in rivayet ettiği ve Beyhaki'nin üç senetle naklettiği Vail b. Hacer hadisi.

3) Beyhaki'nin Sünen'de ve başka yerde naklettiği Abdullah b. Mesud hadisi.

Bu hadisler şöyle değerlendirilebilir:

1. Sehl b. Saad hadisi: Buhari Ebu Hazim'den, o da Sehl'den rivayet etmiştir: Ahaliye emredilmişti: Erkekler namazda sağ ellerini sol ellerinin üzerine koyacaklardı.

Ebu Hazim şöyle der: “Bunun Peygamber'e (s) nispet edildiğinden haberim yok.”(20) İsmail(21) şöyle der: Ebu Hazım, “Belki Peygamber'e nispet ediliyordur” dedi (yani meçhul sigasında), Peygamber'e nispet ediliyor demedi.”

Bu hadis hakkında ihtilaf vardır. Kimileri bu hadisin mevkuf olduğunu söylemiştir. Başkaları ise merfu olduğunu söylemiştir. Ama cumhur muhaddisler, fakihler ve usülcüler şöyle demişlerdir: Eğer ravi, rivayeti Peygamber'in (s) zamanına ulaştıramıyorsa merfu değildir. Yok eğer Peygamber'in (s) zamanına ulaştırabiliyor ve “Peygamber'in zamanında” veya “onun hayatında böyle yapıyordum” ya da “aramızda böyleydi” ve benzeri sözler söylüyorsa o rivayet merfu sayılır. Doğru inanç budur.

Bu meseleyi Nevevi Sahih-i Müslim şerhinde anlatmıştır. Bu görüşe göre, Ebu Hazim hadisin merfu olduğunda kesinlik bulsa da bu hadis merfu değildir, nerede kaldı kesin olmaması. Bu yüzden Hafız Ebu Amr b. Abdilberr, el-Tekassi'de bu rivayetin Sehl b. Saad'a mevkuf olduğunu açıklamıştır.

Bu rivayeti Malik, el-Muvatta'da nakletmiş ve Buhari ondan almıştır.(22) Bu rivayet el bağlamanın keyfiyetini beyana dairdir. Ama senet tartışmasını bir yana bırakırsak söz, bize göre iki nedenle namazda el bağlamanın lüzumuna delalet etmez:

Birincisi: Peygamber-i Ekrem (s) el bağlamayı emrettiyse ravinin “ahali bununla emrolundu” sözünün manası nedir? Eğer Peygamber'in (s) emri olsaydı ravinin “Peygamber emretti” demesi gerekmez miydi? Ravinin bu sözü, namazda el bağlamanın Peygamber'in (s) rıhletinden sonra ortaya çıktığını göstermez mi? Yani halifeler ve onların yöneticileri bu uygulamanın huşuya daha uygun olduğunu düşündüklerinden insanlara bunu emrettiler. Zaten bu nedenle Buhari, el bağlama meselesinden sonra huşu adı altında bir bab açmıştır. İbn Hacer'in ifadesine göre el bağlamanın hikmeti, zelil vaziyette talepte bulunanın sıfatıdır; insanı abesle meşgul olmaktan uzak tutar ve huşuya daha fazla yakınlaştırır. Tekrarlarsak, Buhari bu mevzuyu gözönünde bulundurarak el bağlama meselesinin ardından huşu başlıklı bir bab açmış olmalıdır. Başka bir ifadeyle, yöneticilerin ve emirlerin insanlar verdiği el bağlama talimatı, Peygamber (s) zamanında ve ondan kısa bir süre sonrasına kadar ellerin iki yana salınarak namaz kılındığının delilidir. El bağlamanın huşu içinde namaz kılmaya daha uygun olduğu düşüncesi ortaya çıktığında el bağlama talimatı verildi. Bu hadisin ilk dönem şârihlerinin bir kısmı bu durumdan haberdardılar. Şeyh Molla Ali Kari bu hadisi yorumlarken şöyle der:

Muhtemeldir ki dört halife veya yöneticiler ya da Peygamber (s) ahaliye (el bağlama konusunda) talimat vermiştir. Ama doğrusu şudur ki eğer Peygamber (s) talimat vermiş olsaydı ravi onu zikrederdi. Peygamber'in (s) adının hadiste terkedilmesi el bağlama emrini verenin Peygamber (s) olmadığını göstermektedir. Bu emri yöneticiler sünnetin hilafına kendi arzuları doğrultusunda vermişlerdir. Nitekim bu nedenle Ali ve Ehl-i Beyt'in siretinde namazda elleri iki yana salma uygulamasını sürdürdüklerini ve el bağlamayı kınadıklarını görüyoruz. Yöneticiler ise Ehl-i Beyt'in tam karşıtı noktada durarak namazda elleri iki yana salmak yerine bağlamayı emrettiler.

İkincisi: Rivayetin senedine düşülen notta, rivayeti Sehl'den aktaran ravinin (Ebu Hazım) rivayetin mazmunu konusunda tereddüdü bulunduğunu belirten bir cümle vardır. Çünkü rivayetin sonunda şöyle demektedir: “Peygamber'e (s) nispet etmediğinden rivayetin muhtevasını tam bilmiyorum.” İsmail, Ebu Hazım'ın sözünü şöyle nakletmiştir: “Peygamber'e (s) nispet edilmedikçe rivayetin mazmununu sahih bulmam.” Yani cümlede kullanılan “nispet etmek” manasındaki fiil meçhul surette okunmuştur ve bu okuyuşa göre cümlenin anlamı şöyle olur: Uygulama Peygamber'e (s) nispet edilmedikçe namazda el bağlamanın sünnet olup olmadığı belli değildir. Dolayısıyla Sehl b. Saad'ın rivayeti merfudur.

İbn Hacer şöyle der: Ravi “nispet eder” dediğinde kasdedilen şeyin rivayetin Peygamber'e (s) ulaşması olduğu, ehl-i hadis arasında ıstılahtır.(23) Buraya kadar söylenenlerin tamamı, “nispet eder” fiilinin meçhul sigada okunması durumundadır. Eğer malum sigasında okursak Ebu Hazım'ın sözünün anlamı şöyle olur: Sehl, rivayetin muhtevasını Peygamber'e (s) nispet etmiştir. Dolayısıyla bu okuyuşun doğru olduğu varsayımına göre ve rivayetin mürsel ve merfu olmaktan çıktığını farzedersek, Ebu Hazım'ın “Peygamber'e (s) nispet etmediğinden rivayetin muhtevasını tam bilmiyorum” sözü bu nispetin zayıflığını göstermektedir. Bu durumda rivayeti bir başkasından işitmiş, ama işittiği kişinin adını zikretmemiştir.

İbn Hacer, Fethu'l-Bari'de şöyle der: “Bu hadisin merfu olduğu söylenir.” Dani şöyle der: “Bu hadis çürüktür. Çünkü Ebu Hazım'ın tereddüdü vardır.” Sözünü şöyle sürdürmüştür: Bu hadis eğer merfu olsaydı “tam bilmiyorum”, yani “onu doğru dürüst bilmiyorum” demeye ihtiyaç duymazdı.(24)

2. Vail b. Hacer hadisi: Bu hadis birkaç şekilde rivayet edilmiştir:

Birinci şekil: Müslim, Vail b. Hacer'den, Peygamber'in (s) namazın başlangıcında ellerini tekbir için kaldırdığını gördüğünü, kendisini libasıyla örttükten sonra da sağ elini sol elinin üzerine koyduğunu rivayet etmiştir. Rivayete göre Rasulullah (s) rükuya gitmek istediğinde ellerini libasının altından çıkarır, kaldırır ve tekbirden sonra rükuya giderdi.(25)

Bu hadisle istidlal, Peygamber'in (s) fiilinden çıkarılan sonuçtur. Peygamber'in (s) fiilinden çıkarılan sonuç nasıl olduğu bilinmeksizin yapılmaktadır. Halbuki hadisten çıkarılan sonucun aksine, Peygamber'in (s) hadiste geçen fiilde nasıl yaptığı tam olarak bilinmemektedir. Çünkü hadisin zahirine göre Peygamber (s) elbisesinin kenarlarını toplamış, onunla göğsünü örtmüş ve elbisenin altında sağ elini sol elinin üzerine koymuştu. Fakat acaba bu davranış namazın müstehabı olarak mı yapıldı, yoksa elbisesini toplamak ve düşmesini engellemek için mi? Bu davranış, elbisesini bedenine sarmak ve soğuktan korunmak için olmasın sakın? Neresinden bakılırsa bakılsın Peygamber'in (s) bu rivayetteki davranışı tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu davranışın biçimi ve amacı anlaşılamadığına göre namazın müstehabı sayılıp sayılmama konusunda delil oluşturması mümkün değildir.

Diğer ihtimal Peygamber'in (s), elbisesinin namazda üzerinden düşmesini engellemek için böyle davrandığıdır. Tirmizi, Ebu Hureyre'den Allah'ın Rasülü'nün (s) namazda “sedel”den nehyettiğini rivayet etmiştir. Arap lisanında “sedel”, insanın giysisini salması ve iki tarafını önünde toplamamasıdır. “Sedel” konusunda Peygamber'den (s) bunun mekruh olduğu rivayet edilmiştir.(26) Peygamber-i Ekrem (s) on yıldan fazla muhacirler ve ensarla birlikte olmuştur. Eğer ondan böyle bir uygulama (namazda elleri bağlama) görülmüş olsaydı çok sayıda ravi kesin biçimde bunu naklederdi. Rivayetin Vail b. Hacer'e aktarılmasından da sarfı nazar edilmezdi. Buna rağmen onun rivayetinde bile iki ihtimal vardır:

Birincisi: Nesai ve Beyhaki kendi sünenlerinde iki farklı senetle Vail b. Hacer'den rivayet etmiştir: Allah'ın Rasülü'nü (s) namazın kıyamı sırasında gördüm. Sağ eliyle sol elini tutmuştu.(27) Beyhaki rivayetinde şöyle geçmektedir: Namaza durduğunda sol elini sağ eliyle tutardı. Alkame'yi de böyle yaparken gördüm.(28)

Bu rivayetle istidlal yapmak senedin sıhhatine ve delaletin tamam olmasına bağlıdır. Senet açısından her ne kadar bu rivayeti Beyhaki ve Nesai iki farklı senetle rivayet etmişse de her iki senette de Abdullah vardır. Nesai'nin Sünen'inde şöyle geçmektedir: “Abdullah bize haber verdi.” Beyhaki Sünen'inde de “Abdullah b. Cafer bize bildirmiştir ki” denmiştir. Kasdettikleri “Abdullah”, Abdullah b. Cafer b. Necih Sadi'dir. Bu kişinin zayıflığı hakkında İmam Ahmed'in oğlu Abdullah'ın babasından naklettiği bilgi yeterlidir: “Abdullah b. Cafer'den bir hadis geldiğinde onu reddederdi.” Bir başka yerde ise babasından, onun şeyhlerine dayanarak şöyle nakletmektedir: “Onun durumunu öğrendikten sonra ondan hiçbir hadis yazmadım.” Duri, İbn Muin'den onun önemsenmemesi gerektiğini nakletmiştir.

Ebu Hazım şöyle der: Yezid b. Harun onun hakkında sordu. Dedi ki: “Birkaç şey dışında bir şey sormayın.” Amr b. Ali onun hakkında “zayıf” demiştir.

Ebu Hatem onun hakkında şöyle der: “Hiç bilinmeyen pek çok hadisi var. Güvenilirlik bakımından tanınmayan ravilerden hadis rivayet eder.” Nesai onun hakkında, “Hadisleri terkedilmiştir” der. Mürre onun hakkında şöyle demiştir: “Sika (güvenilir) değildir”(29) Rivayetin delil olması açısından bu hadis, birinci hadisin bir başka şekli olabilir. Bir farkla; birinci hadis, bu hadiste bulunmayan ifadeyi içermektedir. Çünkü birinci hadiste “Peygamber (s) kendisini libasıyla örttükten sonra sağ elini sol elinin üzerine koydu” ifadesi yeralmaktadır. Daha önce de söylediğimiz gibi, hadise göre Peygamber (s) giysisinin kenarlarını topladı ve onunla göğsünü örttü. Kıyafeti gevşeyip sarkmasın diye sağ elini sol elinin üzerine koydu. Her halükarda, Peygamber'in (s) bu davranışının sebebi açık olmadığından bu rivayet namazda el bağlamaya delil olarak kullanılamaz. Buna ilaveten, hadiste namazda el bağlamanın asr-ı saadette yaygın olmadığını gösteren delil vardır. Çünkü hadiste şöyle geçmektedir: “Alkame'yi de böyle yaparken gördüm.” Halbuki eğer namazda el bağlama sahabe ve tabiin arasında yaygın olsaydı hadisi Vail'den nakleden ravinin bu yaygın uygulamayı Alkame'ye nispet etmesine gerek kalmazdı. Demek ki el bağlama yaygın bir uygulama değildi ve bu sebeple Alkame onu nakletmiştir.

Hadisin üçüncü şekli: Nesai kendi senediyle Vail b. Hacer'den şöyle nakletmiştir: Nasıl namaz kıldığını görmek üzere Allah Rasülü'nün (s) namazını izliyordum. Ayakta durdu ve tekbir getirdi. Ellerini kulak hizasına kadar kaldırdı. Sonra sağ elini sol elinin üzerine koydu, bileğini ve kolunu kavradı.(30)

Bu hadise Beyhaki de Sünen'inde aynen yer vermiştir.(31) Bu rivayetin delil olarak kullanılabilmesi senedinin sıhhatine ve delaletine bağlıdır.

Nesai'nin senedi: Bu senette Asım b. Kuleyb Kufi vardır. İbn Hacer onun hakkında şöyle der: “İbn Şihab'a Kuleyb'in mezhebinin Mürcie olup olmadığı soruldu. Cevaben dedi ki, bilmiyorum.” Ama Şureyk b. Abdullah Nehai onun Mürcie'den olduğunu söylemiştir.

İbn Medini onun hakkında “tek başına naklettiği rivayetlere istinat edilmez” demiştir.

Beyhaki senedi: Bu senet, Abdullah b. Recai'yi içerir. İbn Hacer, İbn Muin'den, yanlış yazılmış çok sayıda hadis bulunmasını sorun yapmadığını rivayet etmiştir. Amr b. Adiyy onun hakkında şöyle demiştir: “Doğru sözlüdür, ama hataları vardır ve yanlış yazılmış hadisleri çoktur. Hüccet değildir. Hicri 219 veya 220'de vefat etmiştir. O, Abdullah b. Recai Mekki'den başka İmam Sadık ve başkalarından rivayet etmiş kişilerdendir.”

Ravinin kasdettiği kişi Abdullah b. Recai Mekki olsa bile eleştiriden uzak değildir. İbn Hacer, Saci'den, bu kişinin tanınmayan hadisler rivayet ettiğini nakletmiştir.

Ahmed ve Yahya'nın onun hakkında görüşleri ihtilaflıdır. Ahmed şöyle der: “Denmiştir ki kitapları ortadan kalkmıştır. Bu yüzden hafızasına güvenerek yazıyordu. Bu da münkir hadislerin nakledilmesine yolaçabiliyordu. Ben, ondan iki hadis dışında hiçbir şey işitmedim.” Akili de aynı cümleleri Ahmed'den nakletmiştir.(32)

Hadisin delaleti: Hiç kuşku yok hadisin üçüncü biçimi, önceki iki biçiminden daha aşikar olarak delalet etmektedir. Hadisin bu biçimi hakkında da o birinci rivayet olma ihtimali sözkonusudur. Tek fark şudur ki, bu rivayet çeşitli biçimlerde rivayet edilmiştir ve aradaki farklılıklar ravilerden kaynaklanmaktadır. Rivayetin bu biçiminin, birinci biçimin aynısı olması mümkün olduğundan onun hakkında birinci biçim hakkında söylediğimiz şeyi söyleyeceğiz: Peygamber'in (s) bu uygulamasının iki boyutu vardır. Bundan dolayı ona istinat edilemez. O halde her iki hadisin delaleti de namazda el bağlamanın lüzumuna delil oluşturmada kusurludur.

3. Abdullah b. Mesud hadisi: Nesai, Haccac b. Ebi Zeyneb'ten nakletmiştir: Ebu Osman'dan İbn Mesud'un şöyle anlattığını işittim: Peygamber beni, namazda sol elimi sağ elimin üzerine koymuş halde gördü. Bunun üzerine sağ elimi tuttu ve sol elimin üzerine koydu.(33)

Beyhadi bu hadisi aynı lafızla ama başka bir senetle rivayet etmiştir.

Hadisin delil oluşturabilmesi, senedinin sıhhatine ve delalet kabiliyetine bağlıdır.

Rivayetin senedi: Her iki senette de Haccac b. Ebi Zeyneb Sülemi vardır.  Ahmed b. Hanbel onun hakkında şöyle demiştir: “Korkarım hadiste zayıf biridir.” İbn Muin onun hakkında şöyle demiştir: “Tenkit etmez” Hasan b. Şuca Belhi, Ali b. Medini'den şöyle nakletmiştir: “Vasıtlı hadiste zayıf yaşlı biridir” Nesai şöyle der: “Güçlü değildir”. İb Ali onun hakkında şöyle görüş belirtir: “Naklettiği rivayetin kusuru olmamasını umarım” Sonra devam eder: “Darakutni der ki, ne güçlüdür, ne de hafız.”(34) Onun hakkında başka sözler de söylenmiştir. Ama bu kadarıyla yetiniyoruz.

Hadisin delaleti: Hadisin delaleti hususunda gözönünde bulundurulması gereken mesele şudur ki, Abdullah b. Mesud İslam'a ilk inananlardandır. Bisetin başlangıcında Müslüman olmuştu. Peygamber'e ve İslam'a olan inancı nedeniyle epeyce musibetlere uğradı. Bundan dolayı böyle bir kişinin namazda el bağlamanın şeklinden (el bağlamak eğer sünnetse) habersiz olması ve sol elini sağ elinin üzerine koyması imkansızdır.

Zikredilen dayanak kabul edilemeyecek zayıf hadisler, namazda el bağlamaya dair delil gösterilen temel hadislerdir. Bunların delaletinin ispatlanamadığı açıkça görülmüş olmalıdır. Beyhaki'nin Sünen'inde yer verdiği diğer hadisler ise senetlerindeki ve delaletlerindeki zayıflık nedeniyle sahih değildir. Meseleyi tamamlamak için onları sırasıyla zikredecek, senet ve delaletleri bakımından inceleyeceğiz.

1. Tirmizi'nin Kuteybe'den, onun Ebi'l-Ahvas'tan, onun Simmak b. Harb'tan, onun Kabize b. Hulb'tan, onun da babasından rivayet ettiği hadiste şöyle geçer: “Allah'ın Rasülü (s) namazda bize imam oldu. Namaz sırasında sol elini sağ eliyle tuttu.”(35)

Beyhaki de bu hadisi şöyle nakletmiştir: “Allah'ın Rasülü'nü (s) namazda gördüm. Sağ elini sol elinin üzerine koymuştu.”(36) Bu rivayetin senedi, tıpkı namazda el bağlamanın lüzumuna dair rivayetin delaleti gibi zayıftır. Hadisin senedinin zayıflığını ispat için okuyucunun dikkatini onun iki ravisinin biyografine çekmek isteriz:

Kabiza b. Hulb:

Zehebi'nin ifadesine göre İcli şöyle demiştir: Kabiza b. Hulb sikadır. İbn Hibban, kitabında onu sikalar arasında saymıştır. İbn Medini onun hakkında “meçhul biri” demiştir.(37) İbn Hacer, onun hakkında şöyle der: Meçhul biridir ve Simmak dışında kimse ondan rivayet etmemiştir. Nesai onu meçhul kabul etmiştir.(38)

Simmak b. Harb:

Zehebi onun hakkında şöyle der: Doğru sözlü ve salih biridir. İbn Mübarek Süfyan'dan onun zayıf ravi olduğunu nakletmiştir. Cerir Dabi onun hakkında şöyle demiştir: Simmak'ın yanına geldim. Ayakta bevlettiğini gördüm. Döndüm ve ona hiçbir şey sormadım. Kendi kendime “yaşlılıktan bunamış biri” dedim.

Ahmed b. Ebi Meryem, Yahya'dan Simmak'ın sika olduğunu nakletmiştir. Ama başka bir kesim de onu zayıf kabul etmiştir. Ahmed, Simmak'ın karışmış hadisleri bulunduğunu söylemiştir. Ebu Hatem'in ifadesine göre Simmak,  sika ve doğru sözlü biridir. Salih Cezere onun zayıf kabul edildiğini söylemektedir. Nesai şöyle der: “Eğer Simmak tek başına rivayet etmişse hüccet değildir. Çünkü ona ne zaman bir şey öğretseler, o benzer kelimeleri onun yerine geçirirdi.”(39) İbn Hacer'in anlattığına göre Ahmed Simmak hakkında şöyle demiştir: “Birbirine karışmış hadisleri vardır.” İbn Ebi Heyseme şöyle demiştir: İbn Muin'den işittiğim kadarıyla Simmak hakkında, onun eksikliğine neyin sebep olduğu sorulduğunda şöyle cevap vermiş: “Başkalarının belirtmediği senetleri olan hadisler rivayet etmiştir.”

İbn Ammar onun hakkında şöyle der: “Simmak'ın karıştırdığı söylenir. İnsanlar onun hadisi hakkında ihtilaf halindedir.” Sevri de onu zayıf kabul etmiştir. Yakub b. Şeybe der ki, İbn Medini'ye Simmak'ın İkrime'den rivayetini sordum. Karışıklık bulunduğunu söyledi. Zekeriya b. Ali, İbn Mübarek'e dayanarak şöyle der: Simmak hadiste zayıftır. (Yakub der ki: Simmak'ın özellikle İkrime'den rivayeti karışıktır.)40

Hadisin delaleti: Sözkonusu rivayet, Peygamber'in (s) kıraat esnasında sağ elini sol elini üzerine koyduğuna delalet etmez. Aksine hadisin zahiri, Hz. Peygamber'in (s) namazın tamamında bu işi yaptığını göstermektedir. Ama garip bir şekilde buna rağmen kimse bu uygulamadan sorumlu tutulmamıştır.

2. Muhammed b. Eban Ensari hadisi: Beyhaki, Muhammed b. Eban Ensari'nin Aişe'den rivayetini kendi senediyle nakletmiştir: Üç haslet, nübüvvetin hasletlerindendir: İftarı yapmada acele etmek, sahuru yemeyi geciktirmek ve namazda sağ eli sol elin üzerine koymak.(41)

Bu hadisin zayıflığı hakkında Buhari'nin Tarih-i Kebir'inde hadisi naklettikten sonraki şu sözü yeterlidir: “Muhammed'den Aişe'den işittiği bir hadise rastlamadık.” Başka bir nüshada da “Muhammed'den herhangi bir hadise rastlamadık” demektedir.

Buhari'nin eseri olan Tarihu'l-Kebir kitabının muhakkiki, dipnotta âlimlerin Muhammed b. Eban hakkındaki görüşlerini nakletmiş ve şu sonuca ulaşmıştır: Medine'de ensardan biriydi. Daha sonra Yemame'ye gitti ve Aişe'den mürsel hadisler rivayet etmeye başladı.(42)

3. Ukbe b. Sahban hadisi. Beyhaki kendi senediyle Hammad b. Seleme'den, o Asım Cehdari'den, o da Ukbe b. Sahban'dan şöyle rivayet etmiştir:

“Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” (Kevser suresi) ayeti konusunda Ali'den (ra) rivayet edilmiştir ki, “Nehar, namazda sağ elini sol elinin üzerine koymak demektir”(43) Bu hadisle namazda el bağlamanın lüzumuna hükmetmek geçersizdir. Çünkü, birincisi, Asım Cehdari mevsuk değildir. Zehebi onun hakkında şöyle der: “Asım b. İcac Cehdari Basri'nin, bazıları hiç tanınmayan şaz rivayetleri vardır. Yahya b. Yamer, Nasr b. Asım, Selam b. Ebu Munzur ve başkalarından rivayet etmiştir.

Buhari, tarihinde ondan bahseder ve şöyle der:

Asım Cehdari, Ukbe b. Zıbyan'dan rivayet etmiş ama onu tevsik etmemiş Basralı raviler zümresindendir.(44)

İkincisi, Beyhaki'nin naklettiği rivayette hadisin senedi Ukbe b. Sahban'da son bulmaktadır. Beyhaki onun hakkında sözünü söylemiştir. Buhari, Tarih'inde Ukbe b. Zıbyan'ın biyografisini anlattığı yerde Musa b. İsmail'den, o da Hammad b. Seleme'den şunu rivayet eder: O, Asım Cehdari'den, o babasından, o da Ukbe b. Zıbyan'dan Ali'nin ““Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” ayetindeki “nehar”ın manası sorulduğunda sağ elini ortasına kadar göğsünün üzerine koymak olduğunu söylediğini işitmiştir.

Buhari'nin Tarih'inde naklettiği rivayet ile Beyhaki'nin doğrudan naklettiğinin aynısı olmakla  birlikte iki açıdan farklılık vardır:

1) Beyhaki'nin senedi Ukbe b. Sahban'da son bulmaktadır. Halbuki Buhari'nin naklettiği rivayet Ukbe b. Zibyan'da son bulmaktadır.

2) Beyhaki'nin naklettiği rivayette Asım b. Cehdari Ukbe b. Sahban'dan rivayet etmektedir. Halbuki Buhari'nin rivayetinde Asım, babası aracılığıyla Ukbe b. Zibyan'dan rivayet etmektedir. Asım'ın babasının adı, yani İcac, rical kitaplarında zikredilmemiştir.

Sonuç itibarile böyle bir rivayet, taşıdığı bütün zaaflar ve senet sorunları nedeniyle asla hükme dayanak olamaz.

4. Gazvan b. Cerir hadisi. Beyhaki, Gazvan b. Cerir'den, o da babasından nakletmiştir. Rivayet şöyledir: Ali (ra) namaza durduğu ve tekbir getirdiğinde sağ elini sol elinin bileğinden tutardı. Kaşınması hariç ve giysisini düzelmedikçe rükuya gidene kadar bu halde olurdu.(45) Bu rivayetin zayıflığı şuradadır ki, Gazvan'ın babası Cerir meçhul biridir. Zehebi şöyle der: Cerir Dabi bilinmeyen biridir.

5. Gadif'in mürselesi ve Şeddad'ın mürselesi: Beyhaki şöyle der: “Haris b. Gadif Kindi ve Şeddad b. Şurahbil Ensari bana naklettiğine göre her ikisi de Peygamber'i sağ elini sol elinin üzerine koyarken görmüştür.(46) Bu ifade Beyhaki'nin rivayetine göredir. Ama Tirmizi, raviyi Gatif b. Haris olarak kaydetmiştir.(47) Bu durumda Beyhaki'nin rivayetine göre hadisin ravisi Haris b. Gadif Kindi'dir. Oysa Tirmizi'nin rivayetine göre hadisi ravisi Gatif b. Haris'tir. Öyleyse bu senette babasıyla oğlu karıştırılmıştır ve hadisi hangisinin rivayet ettiği belli değildir.

İbn Hacer'in naklettiğine göre Gadif, çocukluğunda Peygamber'i (s) idrak etmişti. Şöyle söylediği aktarılır: Çocuktum ve ensarın hurma ağaçlarını sallıyordum. Beni Peygamber'in (s) yanına çağırdılar. Eliyle başımı okşadıktan sonra şöyle buyurdu: “Yere döküleni ye, ama ağaçları sallama.”

Bazılarının ifadelerinden onun tabiinden olduğu ve Peygamber'i (s) görmediği sonucu da çıkarılmıştır. El-İsabe sahibi şöyle der: “Bir kesim onu tabiinden kabul etmiştir.”(48) Hulasa sözkonusu hadis aşağıdaki nedenlerle hükme delil olamaz ve dayanak kabul edilemez:

Bir: Bu hadis mürseldir ve hadisin iki ravi nedeniyle senedi yoktur.

İki: Hadisin ravisi çocukluğunda Peygamber'i (s) görmüştür. Bazı muhaddisler onu tanıtırken “onunla sohbet etti” derler. Yani kısa bir süre Peygamber'in (s) sahabisi olabilmiştir.

Üç: Ravinin Peygamber'in (s) sahabesi olduğu da açık değildir. Çünkü bazıları onu tabiinden saymaktadır.

Her halükarda bu gibi belirsizleri bulunan hadis hükme dayanak olabilecek evsafta değildir.

6. Nafi'nin İbn Ömer'den naklettiği hadis: Beyhaki kendi senediyle Abdulmecid b. Abdulaziz b. Ebi Revad'dan, o babasından, o Nafi'den, o da İbn Ömer'den şöyle nakletmiştir: Peygamber (s) şöyle buyurdu: Biz peygamberler topluluğu üç şeyle emrolunduk. İftarı yemede acele etmek, sahuru yemeği ertelemek ve namazda sağ eli sol elin üzerine koymak.(49)

(Bu, Muhammed b. Eban Ensari'nin Aişe'den rivayet ettiği hadisin aynısıdır.)

Beyhaki şöyle der:

Bu hadisi, bir tek, Talha b. Ömer adıyla bilinen ve kuvvetli olmayan Abdulmecid rivayet etmiştir. Zehebi onu doğru sözlü biri olarak tanıtır ve babası gibi Mürcie'den olduğunu söyler.

İbn Muin onu tevsik etmiş, Ebu Davud ise onun hakkında şöyle demiştir: “Mürcie'nin mübelliği idi.” İbn Hibban onun hakkında, “Terkedilmeyi hakeden biri. Hiç bilinmeyen hadisleri var. Bazı haberleri değiştirir ve meşhur ravilerden meçhul hadisler rivayet eder.” demiştir. Ebu Hatem'in ifadesine göre o kuvvetli bir ravi değildir ve hadisleri yazılıdır. Darekutni onun hakkında şöyle der: “Ona istinat edilmez ve muteber değildir.” Ahmed b. Ebi Meryem, İbn Muin'den onun sika olduğunu ve zayıf kesimlerden rivayet ettiğini nakleder. Buhari, “Hamidi onun hakkında konuşurdu” demiştir. Buhari şunu da belirtmiştir: “Hadislerinde çelişkiler var. Ondan sahih beş hadis işitilmiş değildir.”(50)

7. İbn Cerir Dabi hadisi: Ebu Davud, İbn Cerir Dabi'den, o da babasından şöyle rivayet etmiştir: Ali'nin (ra) sağ elini sol elinin bilek kısmından tuttuğunu ve göbeğinin üstüne koyduğunu gördüm.

Ebu Davud bu hadisi naklettikten sonra şöyle der: Said b. Cubeyr “göbeğinin üzerine” şeklinde rivayet etmiştir. Ebu Mülcez “göbeğinin altına” demiştir.(51)

Bu rivayete hüküm bina edilemez. Çünkü İbn Cerir Dabi, az önceki hadiste babasından bahsettiğimiz ve babasının adı zikredildiği halde tanınmayan Gazvan b. Cerir Dabi'dir. Galiba bu hadis de aynı hadistir.

Ebu Davud, Tavus'tan bir hadis daha nakleder: Allah Rasülü (s) namazda sağ elini sol elinin üzerine koyardı. Onu sıkıca kavrar ve göğsünün üzerine koyardı.(52)

Hadis mürseldir. Çünkü Tavus tabiinden sayılır.

İbn Zubeyr'e nispet edilen, “Ayakları hizala ve elini elini üzerine koy” gibi başka rivayetler de vardır.


 

1) Muhammed Cevad Muğniye, el-Fıkh ale'l-Mezahibi'l-Hamise, s. 110
2) Bkz: Dr. Abdulhamid b. Mübarek, Risale Muhtasara fi's-Sedel, s. 5
3) Muhammed Hasan Necefi, Cevahiru'l-Kelam, c. 11, s. 15 ve 16.
4) Beyhaki, el-Sunen, c. 2, s. 72, 73, 101, 102; Ebu Davud, el-Sunen, c. 1, s. 194 bab “İftitahu's-Salat”, h. 730-736; Tirmizi, el-Sunen, c. 2, s. 98 bab “Sıfatu's-Salat”; Ahmed'in Müsned'i, c. 5, s. 424; İbn Huzeyme Sahih'inde bab “el-i'tidal fi'r-Rüku”, sayı: 587.
5) Bu cümleden olarak Ebu Hureyre, Ebu Esid Saidi, Ebu Katade Haris b. Rebii ve Muhammed b. Mesleme
6) Dr. Abdulhamid b. Mübarek, Risaletu Muhtasar fi's-Sedel, s. 11
7) Bidayetu'l-Müctehid, c. 1, s. 99
8) Risale Muhtasara fi's-Sedel, s. 6 ve7
9) Hürr Amuli, Vesailu'ş-Şia, c. 5, s. 459-460, namazın fiilleri bablarından birinci bab, h: 1; aynı eser bkz: bab 17, h: 1 ve 2
10) Buluğu'l-Meram, s. 92, sayı 250/2 ve dipnotu, Riyad baskısı; Subulu's-Selam, c. 1, s. 159
11) Buluğu'l-Meram, s. 99, sayı: 258/8
12) Deaimu'l-İslam, c. 1, s. 161, sayı: 472, Kahire baskısı
13) el-Mu'cemu'l-Kebir, c. 20, s. 74
14) Vesailu'ş-Şia,c.7,  s. 266, Kavatıu's-Salat bablarından bab 15, h: 1, 2 ve 3
15) A.g.e.
16) A.g.e.
17) Vesailu'ş-Şia, c. 7, s. 267, Kavatıu's-Salat bablarından bab 15, h: 7
18) Fıkhu'ş-Şiatu'l-İmamiyye ve Mevadiu'l-Hilaf  beynihi ve beyne'l-Mezahibi'l-Erbaa, s. 183
19) Namazda el bağlamanın lüzumu için sahih olmayan başka deliller de vardır. Nitekim bu mesele İmam Nevevi'nin Sahih-i Müslim şerhindeki sözünden (c. 4, s. 358) anlaşılmaktadır. Yakında bu görüşten etraflıca bahsedeceğiz.
20) İbn Hacer, Fethu'l-Bari fi Şerhi Sahihi'l-Buhari, c. 2, s. 224, Sağ eli sol elin üzerine koyma babı; Sahih Müslim, c. 2, s. 13, Sağ eli sol elin üzerine koyma babı; Beyhaki de onu Sunenu'l-Kubra'da (c.  2, s. 28, h. 3, Namazda sağ eli sol elin üzerine koyma babı) nakletmiştir.
21) İsmail'den kasdedilen, İsmail b. Ebi Uveys Buhari'nin üstadıdır. Hamidi'nin ona inancı vardır. Bkz: Fethu'l-Bari, c. 5, s. 325
22) el-Muvatta, s. 135, Kitabu's-Salat, h. 226
23) A.g.e.
24) Fethu'l-Bari, c. 4, s. 126
25) Müslim, el-Sahih, c. 1, s. 13, Kitabu's-Salat, Sağ eli sol elin üzerine koyma bablarından bab 5; bu hadisin senedinde  Hemmam vardır. Eğer bu Hemmam'dan kasıt Hemmam b. Yahya ise İbn Ammar onun hakkında şöyle demiştir: Yahya el-Kattan Hemmam'a önem vermezdi. Ömer b. Şeybe şöyle demiştir: Affan'ın bize naklettiğine göre Yahya b. Said Hemmam'ın birçok hadisine itiraz ederdi. Ebu Hatem şöyle söylemiştir: Hemmam hafızlığında güvenilirdir. (Bkz: Hedyu's-Sari, c. 1, s. 449). Bu hadisini senedinde Muhammed b. Cehade de vardır. Nevevi, Müslim'in Sahih'ine yazdığı şerhte ondan bahseder ve şöyle der: Bu rivayetin senedinde Muhammed b. Cehade vardır. Bunu söyledikten sonra sükut etmiştir.
26) Sünen-i Tirmizi, c. 2, s. 217, h. 378
27) Sünen-i Nesai, c. 2, s. 97, bab “Namazda sağ eli sol elin üzerine koymak”
28) Sünen-i Beyhaki, c. 1, s. 28, bab “Namazda sağ eli sol elin üzerine koymak”
29) Tehzibu't-Tehzib, c. 5, s. 174, sayı 364
30) Sünen-i Nesai, c. 2, s. 95, bab “Namazda sağ eli sol elin üzerine koymak”
31) Sünen-i Beyhaki, c. 2, s. 28, bab “Namazda sağ eli sol elin üzerine koymak”
32) Tehzibu't-Tehzib, c. 5, s. 211, sayı 364
33) Sünen-i Nesai, c. 2, s. 97, bab “fi'l-İmam iza Reye'r-Racul kad vadaa Şimaluhu ala Yeminihi”
34) Tehzibu't-Tehzib, c. 2, s. 201, sayı 372
35) Sünen-i Tirmizi, c. 2, s. 32, sayı 252
36) Sünen-i Beyhaki, c. 2, s. 29
37) Mizanu'l-İtidal, c. 3, s. 384, sayı 6863
38) Tehzibu't-Tehzib, c. 8, s. 350, sayı 633
39) Mizanu'l-İtidal, c. 2, s. 233, sayı 3548
40) Tehzibu't-Tehzib, c. 8, s. 350, sayı 633
41) Sünen-i Beyhaki, c. 2, s. 29
42) el-Tarihu'l-Kebir, c. 11, s. 34, dipnot kısmı
43) Sünen-i Beyhaki, c. 2, s. 92
44) el-Tarihu'l-Kebir, c. 6, s. 486, sayı 3061
45) Sünen-i Beyhaki, c. 2, s. 92
46) Sünen-i Beyhaki, c. 2, s. 29
47) Sünen-i Tirmizi, c. 2, s. 32, hadis 252
48) el-İsabe, c. 3, s. 186, sayı 6912
49) Sünen-i Beyhaki, c. 2, s. 29
50) Mizanu'l-İtidal, c. 2, s. 648, sayı 5183
51) Sünen-i Ebi Davud, c. 1, s. 201, bab “Namazda sağ eli sol elin üzerine koymak”, sayı 757 ve 759
52) A.g.e.
53) Sünen-i Ebi Davud, c. 1, s. 200 ve 201, sayı 754 ve 758
54) A.g.e.

 

ehlader

 

 

Ayetullah Cafer Subhani

Çeviri: Kenan Çamurcu

Etiketler :
EN ÇOK OKUNANLAR
YAZARLAR
EN ÇOK YORUMLANANLAR
ARŞİV
ANKET

Site Haritası RSS Beslemeleri